Perşembe, Ekim 27, 2011

Amsterdam'a Hoşgeldiniz:)

Hayat  hırslarınıza yenik düşmediğiniz sürece peşinden koştuğunuz isteklerinizin size en güzelini verir.Tıpkı şu anda benim yaşadığım anlar gibi:)

Hikaye bana birşey katabilecek bir uluslararası tecrübe yaşasam arzu ile başladı:)Bu istek uzun vadeli planların gerçek olması için önemli bir adımdı.İster "hayal" diyin ister "istek" diyin sonuçta buydu beni peşinden koşturan ve bugün olduğum yere Amsterdam'a sürükleyen.

Bu yazı Amsterdam'daki ilk 1 haftayı anlatmaktadır ama asıl gelmeden önceki koşturma muhimdir.
"Domino taşı etkisi":) yeni deyimim:) Siyah etek alırsam siyah ayakkabı lazım, siyah ayakkabı alırsam siyah çanta lazım. Herşey başka birşeyin alınmasını gerektirince 30 kilo olan normal taşıma hakkı biri 29 kilo biri 36 kilo olan iki valiz ile 65 kilo taşımak sureti ile fazlası ile dolduruldu.Üstelik vakum teknolojisi ile eşyaları insanoğlunun hacmen getirebileceği en küçük forma sokmuş olsak bile maalesef kiloda herhangi bir fark yoktu.Yolculuğum 2 valiz + 1 el bagajı+1 çanta+1 kaptop+kilo tahdidi sebebi ile valiz hafiflesin diye çıkartıp elime aldığım kuru temizleme askısından henüz çıkmamış elbise etek bluz üçlemesi ile devam ettiki henüz iyileşmemiş bir omuz için iddialı bir portreydi:)

Malum çocukluğumdaki kadar rahat ve güle oynaya binemiyorum uçağa. Sanırım aklım başıma geldi ve bu aletin temelde korkulası birşeyi başardığını bu yüzden de ihtimali az da olsa başaramaması halinde felaketle sonuçlanacağını artık daha çok idrak etmiş durumdayım.Arabada,trende ve en son da otobüste kaza geçirmiş biri olarak artık psikolojim bisikletle yolculuğu bile biraz zor kaldırıyor.Zaten de tam bu yüzden Xanaz'a başvuruyor ve biraz daha sukunetle yolculuk edebiliyorum.Tıpkı THY'nın İstanbul-Amsterdam seferinde yaptığım gibi:).Gelişimiz böyle oldu elden koldan birşeyler sarkar, hafif bir ilaç sersemliği .Karşılamamız ise güzeldi.Aysel'in patronu bizi havaalanından aldı ve Bankaya yemeye götürdü.Aysel kim mi?Aysel benim ilk önce AIESEC döneminden arkadaşım sonra ise tesadüfler sayesinde aynı Bankada çalışmaya başladığım arkadaşım ve en son ise aynı dönemde,aynı şehirde görevlendirildiğim arkadaşım.Yani kısaca Yol Arkadaşım:)



Vardık  varmasına Amsterdam'a, güzelde karşılandık,ofisi gördük vs vs.Ama şu bir gerçekti biz her yaptığımız şeyde az sonra valizleri bir yere taşımamız gerektiğinin bilincini ve acısını yaşayarak adım attık.1700-1800lerden kalma ve mimarisi kesinlikle tarihi olan bir şehirde yerleşeceğiniz dairenin asansörü olmayacağı aşikar.Bu durumda Aysel ve bana ait 120 kilonun nasıl taşınacağı konusunda gerçekten pek bir fikrim yoktu:(Neyse ki bu ulusun kızları cabbar ceval kızlar olduğundan hatta Toygan'ın çok güldüğüm deyimi ile bunların kızları Haçlı Seferlerine katıldığından çok şükür bizim 120 kiloyu 10 dakikada 4.kata taşıdılar.Iyı kı varlardı aksi  halde biz napardık ki.

Vardığımızın ertesi günü Aysel ve Yıldız için iş başlamıştı benim ise şehri keşifle geçirebileceğim koskoca 3 günüm vardı.Bu arada Yıldız kim derseniz Yıldız'da beyaz-mavi-kırmızı üçlemesi gibi buraya geldiğimiz ve aynı Bankada çalıştığımız 3.kişi:) Kendimi vurdum yollarak sadece yürüyerek ve her yere giderken kendime Anna Frank 'in evini kutup yıldızı yaparak gezdim şehri. Bakmayın küçük dediklerine her ev birbirinin aynı,her kanal birbirinin aynı ilk gününde olan biri için çözmesi zor bir durum.

Insan Kaynakları kimliğim nedeni Bankadan istifa edenlerle oturup konuşur ve vazgeçirmeyi denerim.Toygan Bankadan ayrılmaya karar verdiği zaman da aynı şey olmuştu.Karşınızda biri Bankadan Amsterdam'da bir görev için ayrılmak istediğini söylediğinde vazgeçirmek için elinizde fazla bir koz kalmıyor.Malum hayatını değiştirmeye karar vermiş nasıl ikna edebilirsinizki.Ben yine de denedim.Ama o günlerde 5-6 ay sonra benim de yolumun Amsterdam'a düşeceğini bilseydim denemez daha da yüreklendirirdim.Nerden bilebilirdim ki yolumuzun bilmediğim bir şehirde yeniden kesişeceğini.

Bilmediğiniz bir şehirde biri ile buluşacaksanız olduğunuz yerede ne tarafa bakacağınızı bilemeden şaşkın şaşkın döner durursunuz.Tıpkı benim Toygan'ı beklediğim gibi..Cuma akşamları İstanbul'da iş çıkışı mutlaka çıkar birşey yapılır da Amsterdam'da yapılmaz mı....:) Önce o zamanlar evime çok yakın olduğunu bilmediğim ve geçerken hoşuma giden meydana gidilir ve birşeyler içilir sohbet edilir.Bu henüz bir chillout bile sayılmaz:)Burda çoğunlukla ittiğiniz bir kapının ardında çok hoş mekanlar olabileceğini ya da küçük diye yüzüne bakmadığın bir restauranttın aslında pek meşhur ve lezzetli bir yer olabileceğini şimdi şimdi öğrendim.Leiderstraat'dan Princengraht'a giriyorsunuz ve bir kapıyı itiyorsunuz Bocino diye bir yer çıkıyor karşınıza samimi -rahat-loş ve hoş:) şarap içmek için daha ne ister ki insan.Meydan keyfi -Bocino keyfi derken Aysel'de işten çıkıp gelince bir sonraki adıma yani eğlenceye geçiliyor Werck ...Kiliseden yapılmış bir gece kulübü:)kulağa değişik geliyor.Sanırım biz camiden gece kulübü yapsak sonumuz hayrolmaz:)İstanbul'da bir gece kulübünden çıkılıyorsa yapılacak en güzel şey benim için çorbacıdır:) heleki İşkembe çorbası :))) Werck'de geçirilen ilk cumadan sonra kapıdan yorgun ve aç çıkınca bir işkembeciye gideceğimiz aklıma gelmezdi ama oldu:)Ton Ton:)))


Bizim Erenköy'de semt pazarı Perşembe günleri kurulur ve büyük bir pazardır.Ama ilk cumartesimizde Aysel'den çıkarken yolda gördüğümüz kalabalığın pazar kalabalığı olduğu aklımın ucuna gelmezdi.Ayıklanmış ananasından sıkmış meyve suyuna ve karidesine kadar herşeyin olduğu ilginç güzel bir pazar.Yol yorgunluğu,şehiri keşfetme derken yorulan bizler bir de bütün gün yürüyünce cumartesi akşamı enerjimiz iyice azaldı.Yıldız'ı henüz 2.gün olması sebebi ile bulmakta zorlandığı evine bıraktık ve Aysel'in yuvasına geri döndük.

Bu şehirde bu kış -20 derece bekleniyor.Güzel havaları ve güneşi değerlendirmek kıymetini bilmek lazım.İşte bu yüzden pazar sabahı eşofmanlar giyilir ve benim evime yakın olan Vondelpark'a sandviçler ve içecekler alınarak gitme planları yapılır (vakaa sabahı kaçırınca mecburen güne öğlen salatası ile başlanır ama olsun)


























Vee ilk misafirlerim Aylin&Emre Tüzün çifti henüz bitmemiş balayılarında bir durağı da Amsterdam yapmışlar:)Malum 2 kişiyseniz çektiğiniz fotoğraflar çoğunlukla tek kişiliktir.İşte bu sebeple onları biraz yürütüp kameralarına el koydum ve güzel köşelerde onları fotoğrafladım:)Güzel havayı fırsat bilip bir kanal kenarında açık havada içilen kahvenin keyfi az şeyde olabilir.


Ve artık yeni hayatın merkezi olan yeni işde geçecek olan yeni güne saatler kalmıştır....
Bir sonraki yazı benim Aysel'den kendi evime taşınmam,Bankadaki ilk günler,Prenses Maxima'nın kerameti,Cadılar Bayramı Partisi,toplu taşıma araçları,museum nacht gibi başlıkları içerecektir.Sakın kaçırmayın derim

Perşembe, Kasım 18, 2010

"Herşeyin Hayırlısı"

"herşeyin hayırlısı" lafı vardır duymaya çok alışkın olduğumuz ama bazen yeterince kafamızda anlam bulmayan.Yol ayrımlarından bahsetmişim bir önceki yazıda, işte tam da o yazıyı yazarken aklımdan geçenler şu an kafamda.O anlarda bir karar vermek için enine boyuna düşündüğüm detayların "ya böyle olursa" "ya şöyle olursa" diye kurulan cümlelerin aslında ne kadar anlamsız olduğunu algılıyorum yavaş yavaş. Bizlerin bu çırpınışlarına ve gündelik yaşamın içinde kendi halimizde yapmaya çalıştığımız tüm planlara sanırım kader gerçekten gülmekte.Bir önceki yazıyı yazarken kafamda oluşan soru işaretleri yazının yazılmasından kısa süre sonra yerini pişmanlığa ve keşke diğer yolu seçseydim düşüncelerine bırakmıştı ta ki kısa süre kalana kadar.Kader bir kez daha keşke dediğim birşeyin aslında en hayırlısı olduğunu gösterdi.Şimdi şansı ve şansızlığımı tartışmak lazım " son nefesinize kadar şanslıyım yada şanssızım demeyin" lafından yola çıkarak yoksa "keşkeler biriktirmeyin " lafına mı inanmak lazım ....Sizce?

Bence hayatı çok zorlamadan yaşamak lazım ne demişler herşeyin hayırlısı :)

Pazar, Ekim 03, 2010

Yol Ayrımları

hayat seçimlerden ibaretse eğer bu seçimleri yapmak ve sonrasında karşı karşıya kaldığınız sonuçları kabullenmekte büyümek olsa gerek.Bilinçaltı denilen yer nasıl bir yerdir ki her atacağınız adımda geçmişinizden bir parçayı önünüze getirip bak bakalım bunu yaşamıştın "buna göre karar ver" derken diğer taraftan vermek üzere olduğunuz kararlar ile ilgili heyecanlandırmakta ve hayal kurdurmaktadır.Bugün gözden akan bir damla yaşın yaşanmışlıklara mı yoksa yaşanacaklara mı aktığı ise bir sonraki yol ayrımına kadar muamma....


Şu an önemli olan tek şey ise yola hangi yönde devam edileceğine karar vermek

Salı, Eylül 07, 2010

Kendinize 1 Günlük İzin Verseniz...






Bazen nedenını bılmedıgınız gergınlıklerın, çözemediğiniz asabiyetinizin , zaman zaman kaybettiğinizi düşündüğünüz iyi niyetinizin ve umutlarınızın, "bu ben miyim?" dediğiniz hal ve davranışlarınızın en iyi ilacı sanırım kendinizi içinde yuvarlanıp gittiğiniz hayatın akışının biraz dışına atmak...tıpkı benim bugün yaptığım gibi

Hayat akarken siz normalde 9-6 (banka logosu altındaysanız çıkış saati asla 6 değildir) bir plazanın, bir binanın, bir Şubenin içinde vakit geçiriyorsanız gözünüz ister istemez yolda sohbet ederek telaşsız yürüyenlere ,eşofmanları ve spor ayakkabıları ile hızlı tempo yol alanlara veya bir kafede aheste bester yudumladığı bir kahve eşliğinde elinde tuttuğu kitabını okuyanlara takılır.

İşte bunları görüyorsanız karşı konulamaz şekilde "şimdi onun yerinde olmak vardı" dersiniz.Peki madem bazen bu kadar basit şeylere özenebiliyoruz neden "tatil" denince aklımız en az 1 haftalık bir tatil köyü tatiline veya Bodrum'a ya da Antalya gdidiyor.Eğer hayatta görüp iç geçirdiğimiz şey bu kadar basit bir şey ise çözümde basittir 1 günlük bir İstanbul tatili bile "keşke onun yerinde olsam " denilen kişi yapabilir sizi, tıpkı benim bugün yaptığım gibi

Alarm çalmadan uyanmak, keyfince domatesli salatalıklı demli çaylı bir kahvaltı yapmak, öğlenin bir vaktinde DVD izlerken uyuya kalmak , en rahat elbisenizi ve terlıklerınızı gıyıp ve kulagınıza kulaklarınızı takıp Caddeye yürüyüşe çıkmak, evden çıkmadan evvel okumayı çok isteyip bir türlü vakit bulamadığınız kitabı çantanıza atmak, yürümekten yorulunca caddede en sık göreceğiniz yer olan Starbucksa çöküp kahvenizi alıp kitabınızı açarak bir gün geçirmek çok mu zordu.....Hayır hiç de değildi, ben yaptıysam siz de yaparsınız:)

Bence sizde kendinize böyle bir güzellik yapmalı ve kendinize sadece kendi kendinize olacağınız 1 gün hediye etmelisiniz

Çarşamba, Ağustos 11, 2010

Biraz Babamdan Biraz Bodrumdan




Bafa Gölü kenarında köy kahvaltısı ile başlardı bizim için Bodrum yolu , Bodrum ise küçük yaşımızda kimi zaman annemlerin rakı-balık keyfi yaptığı Gümüşlük sahili demekti, kimi zaman renkli tezgahlar demekti,kimi zaman daracık çarşı sokağı ve annemlere inat aldığım def demekti ya da aile dostları ile geçirilen birkaç gündü ama o zamanlar Bodrum pek de gece hayatını hatırlatan bir kavram değildi.

Bastığımız her yere anlam verenin orada daha önce kimlerle vakit geçirdiğiniz olduğunu ise şimdi şimdi insanlar gider ve mekanlar kalırken anlamaya başladım. Kimi zaman yolda gördüğümüz yüzleri benzeterek kimi zaman duyduğumuz sesleri benzeterek ve hiç bir zaman gerçekten gülemeden özlemle geçen 4.yıl dolduğunda ben küçüklüğümün anılarının olduğu Bodrumdaydım ama yine biraz eksik. Bu sefer anılara renk katacak gruptan öte Bodrumda anlam değiştirmişti benim için.

5 kızın aynı odada kaldığı, güldüğü, zamanı geldiğinde hıçkırarak ağladığı,doyasıya midye yediği, canın istediğinde ve hatta bazen gecenın 2sinde 3ünde ayağını suya soktuğu, birbirini koruyup-kolladığı , rejimdeyiz edası ile start verip yiyerek bitimini getirdiği,Kuşum Aydın’da ellerini havadan indirmediği ve coştuğu,Recep Aktuğ’u dinlerken kimi zaman gözlerinin dolduğu ve romantikleştiği ama avaz avaz eskide olsa şarkılara eşlik ettiği,aynı iskeleye son yüzyılın en efendi çocuklarını görmek için 3 gün üst üste yemeğe gittiği,Maki’de arka masaya çakmak vermenin gururu ile fark etmeden bir sonraki adımda aynı çocuğun üstüne çıkıldığı, isimleri Ali Namık-Can-Boğaçcan olan ve hiç yerleri değişmeyen hep bizi bekleyen 3 duba ile koşulsuz güveni gördüğü, kalbinden geçenleri yaptığı 7 gece ise 365 günün içinde öyle az kalıyordu ki göz açıp kapayana kadar geçmişti artık Bodrum her sene yeni anılarını eklemekteydi eskiler ise kimi zaman gözden 1 damla yaş getirerek hatırlanmaya devam etmekteydi

Sanki hiç dönemeyecek edası ile çok geç bilet bakmanın bir sonucu döndüğüm otobüs yolculuğunda ise önünden geçilen yer yine Bafaydı . Bafa yerli yerinde duruyordu ama Babam yoktu, belki de otobüse binmeye bu kadar gönüllü olmak bundan kaynaklıydı kim bilir….

Cuma, Temmuz 30, 2010







her bitiş bir başlangıçtır ya aslında sanırım işte şimdi tam da öyle bir noktadayız....2005 yazında "pardon Nejat Bey ile görüşmek için 15 dakika vakit ayarlayabilir misiniz?" soru cümlesi ile ve son 4 senemin geçtiği 7.katta başladı herşey, Nur Hanım artık size "Nur " diycem demek aslında uzun süreli bir hikayeyi başlattı, hayattaki herşeyimi Babamı kaybederken ben hiç birşeyden haberdar değilken durumu bilen ve son çırpınışlarda bir hastane arayan oydu,gün geldi güldük,gün geldi ağladık,hatta anlaşamadık kavga ettik aynı koridorda yüz yüze bakmadan geçtik belki de "geçimsizim bugünlerde" dedik, 2008'e 2009'a beraber merhaba dedik,Canoyu kuzen olarak benimsedik, aynı pastayı aynı anda mumları üfledik yeni yaşa merhaba derken,gülüştük ve fena dedikodu yaptık, tabuda birlikte mücadele ettik,beraber tadını çıkarttık İstanbl-İzmir yolunun iyi ki varsın ve nerde olursan ol hep olacaksın Nuroş:) tatlım ne güzel olmuşsun sen diyişini, deli diyişini,Mugoş akşam bize gelsene diyişini çokkkk özliycek olsam da bencilliğe gerek yok.Bu arada unutmadan o arabanın arka koltuğu hep benim kalacak:)))Seni çok seviyorum canım benim

Çarşamba, Mart 03, 2010

Kaldı Geriye Cevapsız Sorular


Yazılacak o kadar çok şey varken buraya tekrardan nasıl yazmaya başlamak lazım onu bir türlü kestiremediğim için fırsat bulup yazmaya başlayamıyorum ya da belki hayatımdan eksilenler, hayatıma girenler ve girip çıkanlar sanırım bu işi daha karışık hale getiriyor.Son seneler çoğunlukla hayatın nasıl da pamuk ipliğine bağlı olduğunu gösterdi... bu kimi zaman sizi güçlendiriyor ve bağlılığınızı arttırıyor kimi zaman ise tam aksine "hayat bu kadar mı basitken hiçbirşey için değmez" dedirtip işin ucunu bıraktırıyor. Tüm bunlar düşündürtmedi değil son zamanlarda doğru yerde miyim?yanlış yerde miyim? içimdekini dilime dökmek doğru mudur? yoksa bu kadarına da gerek yok sus biraz otur mu demeliyim kendime, biraz hayatı akışına mı bırakmalıyım yoksa doğru bildiklerimi okuyup keçi inadımdan vazgeçmeden hayat mı sürdürmeliyim ???Sorular soru işaretlerini getiriyor ve alt alta yazdığınızda ise bakıyorsunuz ki siz aslında soru sormuyor hayatı sorguluyorsunuz.Soruların cevabı ise kimsede değil sadece hayatta..... O zamanda ne diyoruz yaşayıp görcez.Ne yaşarsak yaşayalım sağlam ayakta durucaz ve tanrıya yüzümüzdeki gülümsemeyi alacak şeyler yaşatmasın diye dua edicez...Bu soruların cevaplarını bir kez de yarın sabah Ankara'ya giderken bulutların üstünde arayacağım ne de olsa hayattan en soyut yer orası değil mi

Pazar, Şubat 21, 2010

Hayatıma Yeniden Hoşgeldiniz

Seçenek 1 geçtiğimiz süreci uzun uzadıya acısı ile,anısı ile,güzel anları ile düşündüren yanları ile anlatmak ve bu blogdaki scrollun küçülmesine neden olmak seçenek 2 ise hani bundan 15-20 sene öncenin geleceğe yolculuk filmlerindeki geleceğe gidiş sahneleri gibi "uyudum uyandım yaşadıklarımı rüyamda gördüm sandım aklımda kalan bazı sahnelerde ağlıyordum hem de bir daha asla öyle ağlayamayacağımı düşünerek bazı sahnelerde bir özlem duyuyordum bir daha hiç bir zaman böyle bir özlem duymayacağımı düşünerek,bazı sahnelerde gülüyordum katıla katıla dedikleri cinsten, bazen içinde bulunduğum tempo yoruyordu beni isyan ediyordum iş dışında yaptığım herşeyden vazgeçiceğime kesin kanaat getiriyordum.2010 yılında uyandığımda
hayatımda sahip olduğum annem,kardeşim,teyzem ve Can dışına bir kaç tane gerçeğim vardı.Bazılarının babanın Bankasımı dediği işim, Bankadaki kahvaltı grubum :) ,geçmişten kalma alışkanlığım AIESEC, yeni yeni başlayan bir macere Rotaract:) ve son olarak arkadaşlarım; aynı kaderi paylaştığım Seldam gibi,İstanbullu Zeynep gibi,USA'den getirdiğim ve her belki oraya geri dönerim dediğinde kızdığım İpek gibi Nihan-Yeşim-Pelin 3lemesi gibi ve tabi Alp:) Antalyadaki evimin sahibi Irmak gibi,badem gözlü boyundan büyük işlerin adamı Şebo gibi,bankada tanıdığım ama banka sınırları ile kalmayan bir dostluk veren doğum günü arkadaşım Nur ve enişte gibi:),Rotaract'ın hayatıma en büyük katkısı Aras gibi, Bankadaki genç ve eğlenmeyi bilen grubumuz gibi.....Şimdi unuttuklarım olması muhtemel ama eğer olaki geçmişte yazdığım sıklık ile buraya yazmayı başarabilirsem zaten onların adları da geçecek:)Yazının başına dönünce sanırım ben 2.seçeneği seçmişim bile, hayatıma yeniden hoş geldiniz

Salı, Şubat 02, 2010

3bucuk Yıl Sonra

Haziran 2006'dan sonra yeniden bu bloga can vermeye başlıyorum.Bazı şeyler belli dönemlerde moda olur sonra unutulur ama geçmiş dönemde yazdıklarımı 3buçuk yıl sonra okuyunca anladım ki bu modası geçmemesi gereken bir eylem:)ilerde insanın hatırlayamadığı tüm detaylar burada bir şekilde varlığını sürdürüyor olacak...üstelik bu sefer yol arkadaşlarım da var Şebo&Berrak:)

Cumartesi, Haziran 24, 2006

Hayat Felsefesi Bu Olmalı......

“Sana enerji vermeyecek hiç kimse ile birlikte olma!..”
Sabah sol gözümde bir ağrı ve biraz kan ile uyandım .Öğleden sonra soluğu doktorda aldım.
Dünya tatlısı bir doktor.İlk bakışta çözdü derdimi.”Direnç kaybına bağlı iltihaplanma...
“Sorun gözünde değil aslında...“ dedi doktorum “..baktığın yerde...hep karanlığa bakmaktan feri sönmüş gözlerinin.Yılgın düşmüşsün.Yorgunluk mikrobu seni gözünden vurmuş.”
Bu teşhisin ardından öyle bir reçete yazdıki dostlar başına:”Pozitif düşüneceksin.Hayata sımsıkı sarılacaksın.İşinden kafanı kaldırıp sevdiklerin ile vakit geçireceksin.Kendine yeni heyecanlar yarat.Sev, ki hücrelerin yenilensin .Sana enerji vermeyecek hiç kimse ile birlikte olma...”
Can DÜNDAR
Resim için Tuğba'ya teşekkürlerimle........

Salı, Ekim 18, 2005

Tekrardan İstanbul ve Yeni Bir Başlangıç:Stajım

Şubat-Mart 2004 civarı başlayan bir rüya.Belki yaz tatilinde İstanbul'da kendi alanımda bir staj yaparım.Zira mekanın İstanbul olmasından öte bir gerçek var ki o da alanımda bir staj yapmam gerekliliği.Yabancı asıllı şirketlere baktığınızda başvuruları çoktan kapandığını görüyorsunuz.Biraz yardım ile ve babam ile konuşarak Oyakbank Genel Müdürlük İnsan Kaynakları için onay aldık :)Bu süper İnsan Kaynakları'nda tam 2 ay boyunca hem de İstanbul'da çalışma fırsatı.Her anlamda benim için çok iyi olacağına inanıyorum.
Ayvalık'tan dönülür 3-4 gün içinde bavullar hazırlanır, ve Müge hazırlanır:),Offf tanrım o son gün otobüse nasıl yetiştik bir ben biliyorum.Neyseki babamın da bir randevusu olması nedeni ile birlikte gidiyoruz.Heyecanla ve umutla başlayan bir yolculuk.Kalkı yeri :İzmir, varış yeri:İstanbul.Veee sabah saat 9 sularında.Artık Gümüşsuyundayız.Saolsun canım arkadaşım Levent gelmiş.Sabahın köründe kalkıp bizi karşılamaya:) görmeyeli de uzun zaman olmustu.Babamın randevusuna yaklaşık 20 dakika var sözüm ona Levent'lerde traş olup giyincekti.Ama malesef zor göründüğü için ,o otobus şirketinin yazahanesınde giyinmeye karar verdi bile.Benim çok eşyam olduğunu mu söylediler size...Yalannn..2 ay için son derece makul bir şekilde 2 bavul götürdüm(Biri braz büyükçeydi sadece)Ama sizde hak verin 2 ay çalışıcam,gezicem e kolay değil değil mi?Babam giyine dursun biz Levenet ile atladık taksiye Leventlerin eve gidiyoruz ki bavullarımı koyalım:)Eski beyoğlu'nun dar sokakları ,Tünel'e yakın bir sokak ve İstanbul'un en meşhur ciğercilerinden biri olan CanımCiğerim'in en üst katına geldik.Ama dedim yaa Eski Beyoğlu diye,,kapıdan girerken Levent bir tabela gösterdi bina zannediyorum 1790 larda yapılmış.Eh haliyler asansör gibi bir beklenti çok yanlış olur olmasına da.Benim bavullar tabiri caiz ise "gavur ölüsü" nasıl olcak bu iş.Neyse oldu bile Levent saolsun zannediyorum o günden sonra bel ağrısı ve sırt ağrısı ne varsa ortaya çıkmıştır...5 katı çıktık.Hayır bavullara ek olarak birde elimde koacamn bir hediye paketi var.İçinde ne mi var.Yiğenime aldığımız kırmızı kumandalı kocaman bir formula arabası var.Toysrus başka yerde yok ya ondan İzmir'den taşıdık.:)Ama napayım özendim.Canım benim beğencek mi acaba?Neyse 5 .kata vardık.Eveleri son derece yeterli şartları itibari ile temiz ama bir hayli kalabalık bir ev.Ne denir Güle Güle Otursunlar walla.Bu arada Birtan nerdeydi hatırlamıyorum ama görüşemedik.Çünkü kendisi bu sene pilot ve şöförler kadar yolculuk yapıcak görünüyor pozisyon gereği.Neyse canım koca 2 ay var kaç kere görüşürüz.Hem planlar var yapılan herkesin bir sözü var.Levent Birtan Ben gezicez ben onlara İstanbul'u öğreticem ,Nihan cadde filan üstelik bu sefer atraksiyonlarla vallaha,Ahmet kokoreç tabikde ,Didem ile lise grubunu biraraya getircez süper olcak,Gökhan'la Moda'da naneli dondurma(unttun mu yoksaa) İpek ile inşallah o Amerika'ya gitmeden buluşup beraber bir kaç gün geçircez...Bakalım neler imkanlı neler imkansız....Vee yorucu bir gün olacak zira 2 aylık sürede kuzenimde kalıcam .Kuzenim eşi ve oğlu Sarıyer'de yaşıyorlar.Hem her sabah onlarda işe giderken bankanın önünden geçiyorlar. hemde ufaklık ile yani Mert Bey ile bu sürede kaynaşma fırsatımız olcak.evet Hülya Ablam yani kuzenimin eşi ile de konustuk akşama doğru onların iş çıkısında buluşcaz.Bu arada babam randevusundayken bizde Genel Merkez de bir güzel kahvaltı ettik çaylar simitler İzmir simidine benzemiyormuş .Allahım yaaa..evet babamla buluşma vakti.Ne yapsak ne yapsak.İstiklal, İstiklal'den Tünel,Tünel'den Bankalar Caddesi (şu meşhur istanbul masalındaki arhan holdingin bulunduğu cadde) vee karaköy iskelesi karşısına kadar yürüyüş.Tam da İstanbul'un tadını çıkartmalık bir gün.Karaköy 'de bir çay ...Ve devam yürüyerek geçilen Galata Köprüsü ve Eminönüü...Babamla gidiyoruz ama şuursuzca.Nereye gittiğimizi bilmeden.Kendimizi Beyazıt'da bulduk.Allahım Temmuz'un son günleri ve hava sıcaklığı bu denli yüksekken biz yokuş yukarı nereye gidiyoruz?dedik babamla ve karar verdik.Bu böyle olmaz akşama kadar vakit öldürcez diye eziyet edilmez.Eee Napsak?İşte muhteşem çözüm yapılcak en mantıklı şey Metrocity'de vakit geçirmek.Ve bir kaç aktarma sonra taksi,metro derken Metrocitydeyiz.Ohhh be rahat rahat gezeriz,sıcak derdi yok,yeriz içeriz.Böyle evsiz gibi dolaşmak ne zormuş canım.Neyseee sonunda saat 6 oldu ve Hülya Abla bizi aldı Metrocity'den.Sıra o 5.kata çıkarttığımız bavulları aşağya indirmekte.Aman tanrımmm...O dar sokaklara girdik ,Leventlerin sokağı kaçırdık.Off bi dol dert.Neyseki evi bulduk sonunda.Vee 5.kattan geri inme vaktii.Levent'e o günkü resepsiyonu için ne kadar teşekkür etsem az:)Veee eve gitme vakti önce İşkullerinde İşbankaı Bilgi İşlem'de çalışan kuzenim(Ferit) işte alınıyor.Ooo özlemişiz wallahi tam eve gidiyoruz deken özlemişiszdir diye boğazda bir yemek yiyelim demişer.İstinye fenerinin arkasında meşhur Set Lokantası..Allahım bu ne kalabalk.Süper bir yemek ve boğazla ilk hasret gideriş...Ve eve vardık ki Mert'i görme hayalim suya düştü ...Sabah gorurum demıstım ama uyandıgımda..Ve işe gidip staj başlangıcından önce tanışmam gerekiyor.Vee ilk heyecanla Kuzenın Jeepini aldık.Aldık almasına ama sonradan fark ettik.Egzos muayenesi geçmiş,sigorta geçmiş,üstelikk tüm bunlardan kötüsü ön plaka düşmüş.Bizim haberimiz yok.Bütün gün gezdik durduk:)Bankadaki herkes çok cana yakın göünüyor tek problemım var açık ayakkabı yasak benmse getırdiğim ayakkabıların %80 i açık,terlik tipii.
Vee staj başlar....İlk gün tanıştığım bir sürü kişi ve adaptasyon sürecim,ve acaba boş oturumuyum endişem.Çok şükür ilk gün gördüm ki endişeye neden yok.İlk gün bile boş oturmadıktan sonra ....Ve Ezgi ile Gülayşe benden önce başlayan 2 stajyer :)Onlar benım için büyük şanstı özellikle adaptasyon sürecimde.Stajım süresince gelen stajyerler oldu Ezgiler gitti Şeyda geldi.Hepsiyle çok eğlendik.Ama Şeyda ile yaşadıklarımızı ve gülemlerimizi unutmam imkansız.Oburiksler iş başında,bankanın ikiz kızları ve hergun en az 3 -4 kişiden gelen "siz kardeşmisiniz?" sorusu,yere düşen para ve alan adam,"Balyimez" bey,Nesli tükenen kuşlar ve kalıntılar,sınav yer ve saatini anlamayıp 3 kere teyid ettirenler,Kezban'dan Aslı olmaya çalışanlar,öğlenleri yenen fıstıklı çikolatalar,Mudo sefaları,son günlerdeki kaçışlarımız:) sen anladın Şeydacım neden kaçıoduk:),yangın tatbikatı,benim sabah mesajlarım "Şeyda ben trafikteyim ve geliyorum",bankaya yük olan yeme poatnsiyelimiz,tatlı konusundaki israrcı tavrın:), son gün "ne bu canım herkesde bugun Mudo'dan bişey almş" repliğimiz,giriş çıkışlarda kapıda yaşananlar ve gülme krizleri ile gözden gelen yaşlar,Şeyda daha çok şey var hemde bir dolu eminim ama bunlar bile yeter .İnanılmaz güsel bir 1 ayı senleyken geçridik.İzmir'den yolun geçerse arayacak bir telefonun var bunu biliyorsun:)Vee alınan referanslar,açılan telefonlar,mülakatlar,sınavlar,kuryeler,işlenenler derken dolu dolu 2 ay geçirdim.Stajımın benim için unutamayacağım bir tecrübe olmasının yanında orada çalışan insanları da inanılmaz sevdim.Umarım İzmir'den yolları geçer ve bana onları ağarlama fırsatı verırler.Ha bu arada Zuzu ile yani Zeyno ile aynı tarihlerde staj ayarladık.daha doğrusu ben bastırdım Zeynep'e aynı tarihler olsun diye o da başka bir bankanın Maslak Şubesi'nde yaptı stajı.Üstelik ilk başta çok mutluyduk çünkü aramızda tam 1 bina vardı .İnanılacak şey değil.Planlarımız öğlen aralarında Metrocity'i Boyner'i Mudo'yu tavaaf etmek.Ama sadece hayallerde kaldı.Onun staj atraksiyonluydu walla.

Perşembe, Ekim 13, 2005

Attila İlhan'dan Attila İlhan İçin.....


BEN SANA MECBURUM
Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur?
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun
Sevmek kimi zaman rezilce korkudur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor
Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun
Belki Haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin..
İlk defa Mehmet ASLANTUĞ'un sesinden dinlediğim,sonrasında ise kimi zaman Attila İlhan'ın sesinden,kimi zaman başka seslerden defalarca bıkmadan dinlediğim inanılmaz bir şiir.

Salı, Temmuz 26, 2005

AyVaLıK

Bu yıl hesapladım Ayvalık'da gecen 13.yaz bu.......İlkokul 3.sınıf ve bu sene üniversite son arası geçen 13 sene.Geçen sadece zaman insanlar aynı ,değişen sadece zaman isimler aynı .......Yan komşu Mevhibe Teyze ve canım Sedacımm:)Deli seda,patavatsız Seda,çılgın Seda.....Pelin dencek bişey yok etrafım delii dolu,İremcim ve bitmeyen sabah yürüşleri,onların evin kapısının önü,Selen "Bacım" canım benim ya 13.yaz onlardan bir çoğundan ayrıydı.Yılların geçmesi en çok yaşamları etkiliyor artık yaz tatilinde yapılanlar tatilden öteye gidiyor,sıkıcı yaz okulları(Selcencim burası sana),stajlar Çorumda veya başka bir yerde(Ermancım burası da sana)13.yazdan geriye kalanlara bakınca ise Çatlak Gizem:) tarifi imkansız bir kişilik, Defneyle İngilizce iletişiminiz,Ömür akşamları,Turuncu T-Shirt ve gri eşofmanın kerameti,arabalılar:),her seneye özgü farklı odak noktaları:) "Erman Kola İçermisin İç Ama Lütfen" repliğin Yardımdaki evin bahcesinde gece 2-3 farketmez bizi ağırlama çaban,Türk Dil Kurumu temsilcisi kimliğin "Ayağım" kelimesine karşı gösterdiğin aşırı hassasiyet:)neyse Ankaraya gelirsem arayım mı seni yaaa:)tamam tamam ben yüz ifadeni gördüm bile...Pelin "Hello" repliği,bakkalın önününde rahatsız olup "burdan kalkıp kumsala gidelim dediğin gece"(alemsin Pelincim yaa) ,ÖSS sonucları ve durakta ağlayan bir kız ve öğüt veren 2 üniversite mezunu yoldan geçen abi....Mine:) "İğne Balığı" bu laf nerden geliyor sen çok iy biliyorsun halamdan:) komşu:) bizim sitenin ne kadar geniş bir ekolojisi olduğunu birlikte keşfettiğimiz akşam:) Sincap yüzünden gece (sabah karşı yani) 4 de eve giremeyişimiz şaka gibi senin nerdeyse bağarmak üzere oluşun bağırmış olmanı düşünmek istemiorum bilee:),Öss sonucları günü ve sizin balkonda yüzü endişeli "Mine",aklındaki bir sürü soru işareti ve Kanada'nın hayatında yarattığı soru işaretleri, Ermannnn allahım yaaa şeytan tüyü var bu adamda çok ciddiyim nasıl tanıştık zaten hatırlamıorum burda adı geçen herkesle ama bu adam herkese kendini sevdirebilir onu biliyorum:)Memleketimin en güzide köşesi Çorum'u ve oradaki muhteşem stajı bırakıp geldi kendisi sana ne oğlum bor mu var çinko mu var Çorum'da napcan kullancan mı:) "Ermancım Kolayı İçermisin?" repliği ve replik sahibi Gizem:) ,sen varya aslında AIESEC'e girseymişssin deli bir AIESECçi olurmuşsun:) O poları giydin ya olay o dur yani:) "Sana Kırmızı Çok Yakışıyor" şarkısını armağan edebilirim walla:)neyse Ankara'ya gelırım belkı dedım ya bakalım:)Selcennn kızım şartmıydı yaz okulu bak Gizem'i de kızdırdın zaten "2 de 2 şartmıydı Selcen" diyip homurdandı sen gelesiye:)Defne It was a great pleasure for me to meet with u ,also I guess that we had lots of fun with u:) the chat that took place between me-u and Baris:) about the analyses:),the night that u were soo sleepy and can't catch your steps:),the thing that Orkun whispered to u ........"ohh my got is he crazy we dont know each other" ...Forget about it:):) I wish we will have a chance to see each other next year...And as I told u will write me about AIESECs international exchange programs...u should participate:)see u next summer in the next sentences I will wite something that explain why I wrote these things in English and I will use your name too ok:)Evet anladığınız üzere Defne bu yaz tanıstıgım Türk asılıı annesi İtalyan asıllı babası Türk Almanya'da doğup büyümüş,şu an Londra'da üniveriste eğitimini sürdüren biri ve bu yaz onunla da inanılmaz güldük eğlendik:)umarım gelecek yaz da aynısını yapabiliriz:),Berkay -Çağdaş-Utku 3lüsü:) ya cidden arkadaşlığınız size göre nasıl bilmem ama dışardan kıskanınır söleyim:)Gardrop'un odaya giremeyişi o tuvaletteki "Lanet"(ama Çağdaş'ın dediği gibi efektli" girinti:),"Çakma" kelimesi:),Gizem'in sizi lunaparkda Gondola bindirdiği gecenin dönüşü berkay'ın o acıklı yüz ifadesi:),son gece eve döner ayak Şeftali Çalma Operasyonu,Berkay'ın yada Utku'nun birinin amcasının Ölümüne Mangal Sefası:) Berkay yarın akşam 8 de bizim bloğun sizin blokla kesiştiği köşeye etleri de al gel "Mangal Keyfi" aman yolu şaşırıp İzmir'i bulma ama çiğ etlerle:):) Vee ziyaterçiniz var:) Melocan benim lise ve AIESEC tostumm:) geldi beni ziyaret etti,Aziz Abi'nin muhteşem midye dolmalarını yemek ona da nasipmiş:)Ohh ne keyif yaptık ama süperdi ya...Midye dolma,sahilde yürüyüş derken güzel bir gün geçti....13.yaz stajımın başlangıcına 1 haftadan az bir süre kala son buldu , tatilleri bitirmek ne kadar zor yaa...Şimdi 14.ya için çokk beklemek lazım çokk:)

Cumartesi, Temmuz 02, 2005

Muhasebenin Gazabından Payını Alanlar Derneği.:)

üniveriste 1. sınıf 2.yarıyıl dersi ,ve birinci yıldaki Muhasebeden geçmiş olmanın verdiği rahatlık.Ders Muhasebe 2.Allahım bu isim beynime kazınmıştır herhalde.Taa 1.sınıf olan bu dersi 4.sınıfa kadar almaya devam ettik.Konu üzerinde uzman iki kişi ise ben ve Zeynodur:) Artık bizim için Muhasebe 2 hem stres nedeni hem gülme nedeniydi haliyle sinirlerimiz yıpranmıstı:).alttan aldıgınız dersler de en buyuk rıskınız derse girmemek veya girememektir.Hele 3.sınıftayken hala 1.sınıf dersiniz varsa ve derse de giremiyorsanız not bulmanız da bir hayli zor olacaktır.Zaten 1.sınıftan insan tanımazsınız, el mecbur geçmiş sene notlarınızı toparlarsınız şanslıysanız iyi kötü o yıla dairde bir not bulunur.Zeyno ile bana sorduğunuzda ise hani öss ye hazırlık kitapları vardır "Son 5 Yılın Sınav Soruları" filan die isimlerle çıkarlar işte aynı onlar gibi bizde de "Son 3 Yılın Muhasebe 2 Notları" mevcut:)Malesef ikimizin vizesi 35 evet yapamadık ama napalım:( Finallere gelinci bir 15 var ki o benim birde 35 var o da Zeyno'nun.Neyse artık bütünleme stresi hat safhada.Hayır Muhsasebe yuzunden okul uzayacak artık onun stresı bastı:(Çeşme tatilinde artık bu stres çenemize vurdu Şevket Hocayı ve Muhasebe dersini anan bir klip bile çektik Zeyno ilee:) Çizerim Zeyno Arabasını Wallaa:)Benzin İstasyonunu Havaya Uçururum:)Ve 1 temmuzdaki bütünleme için geri sayım başladı.İkimizde biliyorus bu sefer farklı bişeyleryapmak lazım.Not da çok yok bu seneye ait.Neyse karar vedik Zeyno 3-4 günlüğüne bizim kızımız olacaktı ve bize taşınacaktı birlikte Muhasebenın Mantıgı üzerine uzun uzun paylaşımda bulunacaktık zaten annemlerde yazlıkta olacagından rahat rahat çalışabilirdik...Yani anlıycagınız 28 Haziran itibari ile Zeyno ile kampa girdik resmen.Sarı Muhasebe kitabı bilimum notlar monografıler ne ararsanız........Ama önce farklı bişey yapmalıydık hocayı da durumumuzdan haberdar etmelıydık.Hocaya mail atsak nasıl olur du? Bence olurduuu hatta oldu bile güzelce bir maille 3 senedir bu dersi aldığımızı ve geçmek istediğimizi gerekirse ödev almaya hazır oldugumuzu bızım bolumun 2.öğretimlerinin test yolu ile yüksek puanlar ile dersi geçtiğini yazdık.Yazdık yazmasına ama cevap gelme olasılığı düşüktü bence..Neyse uzunca çalışılan bir gün akşam yemeğini de hazırladık zeyno ile bol acılı( kaçmışta biraz acı oranı) tavuk sote, benım kendı ellerım ile yaptığım barbunya(gerçekten çok lezizdi) ve kabaklı pilav(evet evet doğru okudunuz bildiğiniz kabaklar ile normal pilav) Günlerden de salı üstelik geçen hafta Çeşme de olmamız nedeni ile kaçırdığımız Aliye'nin son bölümü Tvdeyken izlemek gerek zaten koca 4 gun var yetişir:)Aliye sonrası düşen göz kapaklarına direnen iki kişi, ve onlar karşısında direnemeyen Muhasabe soruları.Tekrar tekrar çözülen Monografi 2 ve 3:).Ve Zeyno pess eder:) Ertesi gün çarşamba e biz Bostanlıda oturuoruzzz tabiki de BOSPA:) Allahım o ne kalabalıktır.5 senedir bu evde oturuoruz ev bospaya 3 dkka ama ben toplamda 5 kez ınememısıımdır.Onu da yaptık...Sefalı bir gezi ile kendimizi motive etmekti tabiki de amacımız:).Daha başka çılgınlıklar da yaptık.Sabahın köründe Alsancak'a inamek gibi.Nedenini ise burada paylaşmayımda Zeyno ile aramızda kalsın:).Belli bi süre bişeye odaklanınca ve hırs haline getirince sağlığınıza bile yansıyor bunu anladık.Bütünleme sabahı ikimizinde midesinde bir gariplik ,kasılmalar var...Sınava mı gidiyoruz asılmaya mı bilmiyorum.İkimizinde her ihtimale karşı kurduğu cümleler var "Napalım canım can sağlığı olsun, hani yin geçemezsek artık yapılcak bişey yok,seneye kesin geçeris" gibi gibiii.Ve artık sınava son dakıkalar ,bizim durum dualık resmen.Hoca gelmiştir gelmesine de asistanların azizliği sonucu o kadar stres üstüne bir de bizim bulunduğumuz sıradan olduğu gibi yan bloktaki sınıfa geçmesi istenmiştir.Offff:( Ama hep kötü haber yok.Gelen hocanın bir elindesınav kağtları diğerinde ise........Optik Cevap Formu..."Oleyyy Zeynoo" yırttık galiba test oluyor."Zuzu sınıfın varya bizim için saygı duruiu yapması lazım" repliğim.Ve sınav çıkısı hem rahat hem gergin iki yüz.Sınav iyi geçti ama güvenmemek lazım,nour nolmaz,herşeye hazırlanmak lazım.Sonuçta kadere teslim evlere dönüldü.Sınavdan geriye hem bi ton stres kaldı ama bunun yanında Zeyno ile güle oynaya çalışa geçen bir kaç gün.Ve her günkü bi akşam başlamıştı bile,bendeniz klasik olarak eve gelir gelmez Msnimi açmış,akşam yemeğimi yemiş,tv mi izlemiş ve bilgisayarımın başına geri oturmuştum.Şeytan Dürttü lafını duymuşsunuzdur muhakkak..İşte o an beni şeytan dürttü.Bi tarafım web sayfasına bak diyor belki not açıklanmıştır diye,öbür tarafım saçmalama kızım daha sınavın üstünden sade 5-6 saat geçti mantıklı ol diyor.Ne yapsam ki derken açtım bile web sayfasını.Ve dürten şeytana binlerce teşekkür.....3 sene sonra Zeyno'da bende geçtikk.İnanılacak gibi sayfaya kırk kere baktığımı hatırlıyorum bir yanlışlık olmasın diye.Hemde çalıştığımıza değimiş 80 almışım walla.Artık "Muhasebe 2 ve Özü" adlı kitabımı yazmaya başlama vakti gelmiş.Darısı kalanların başına......:)

Çarşamba, Haziran 22, 2005

Ögrendik ki...
Yumusak kelimeler kullanmak,onlari yutmamiz gerektiginde isimizikolaylastiracaktir.
Kibar olmak, hakli olmaktan çok daha önemli.Inkar edip içimizde sakladigimiz seyler gerçekliginden hiçbir sey kaybetmiyor
Hayat sartlari bizi ne kadar ciddi görünmeye zorlasa da, herkes çilginliklarinipaylasacak birini ariyor.
En büyük pismanlik, birine son bir kez "seni seviyorum" diyememis olmaktir.
Parayla "klas insan" olunmuyor.
Gün içinde basimiza gelen küçücük seyler gün sonunda koca bir mutluluk hissettiriyor.
Biriyle dalastigimizda tek basardigimiz onun bize daha çok zarar vermesini saglamaktir.
Her yarayi saran zaman degil sevgidir.
Olgunlasmanin en kisa yolu bizden daha zeki insanlardan çevre edinmektir.
Asik oldugunda ne yaparsan yap gizleyemiyoruz.
Birine asik oldugumuz ana kadar, hiç kimse mükemmel degildir.
Firsatlar asla yok olmaz. Bizim kaçirdiklarimizi yakalayan biri daima olacaktir.
Bir gülümseme, daha güzel bir görüntüye kavusmanin bedava yöntemidir.
Nasil hissedecegimizi kontrol edemesek de, o hislerle nasil basa çikacagimizikontrol edebiliriz.
Hepimiz zirvede olmak isteriz, ama asil keyif oraya tirmanirken yasadiklarimizdadir.
Veee...Ögrendik ki...Zaman alismayi ögretir, ama unutmayi asla
Can DÜNDAR

Pazartesi, Haziran 20, 2005

Çeşme Macerası


Finaller zamanı ve Zeyno ile aramızda durmayan telefon trafiği konuşmanın yarısı sınavla ilgili diğer yarısı ise finaller sonrası acaba tatil yaparmıyız hepbirlikte başlığı ile ilgili.Aslında Zeyno ve ben hayaller kuruyoruz ama 5 kız olunca "Onlar da Uyar Mı Acaba?" sorusu ister istemes akla geliyor :)Öyle böyle derken Zeyneplerin Çeşmeye mi yoksa bizim Ayvalığa mı yoksa Ayşegüllerin Foçayamı gidelim sorusu tatil kararı sonrası bizler için 2. gündem maddesi oldu bile:) Neyseki uzun uzun konuşup düşünüp kararı verdik bile istikamet Çeşmee.:)tek sorun kaldıu artık Ayşegül babası ile konuşacak ve Selda da işten izin alacak...:)Neyseki 19u gün boyu yapılan hazırlıklar sonucu artık 20sinde sabah 08:10 feribotuna yetişebilcez.Klasik bir Müge tablosu 3 günde olsa bir valiz eşya alınır.Yok efendım plaj havlusu,yıkanma havlusu,baş havlusu bişr bikini olmaz birde mayo, herşeyin altına aynı terlık gıyılmez uyumlu olmaz (olmayıversib yaaa) şampuan alırsın krem bozulur benı de al die ,ikinisini alıp tarağı unutsan o hiç olmaz .İşte böle böle derken tam 1 çekçek ile gittim ama öle çok büyük değil walla:) sabah feribotta Ayşegül ve Esra ile bir buluştuk ki utandım ayşegül iki küçüjk ayrı çanta ile gelmiş, hele Esra:) çok güldüm bir sırt çantası sadece birde elınde el çantası var .......(yani ben ıkı ayrı çanta olmasın die tek çanta aldım yoksa ..çok boş yer vardı walla) neyseki serin bir feribot yolculuğu sonucu artık üçkuyulardayız şöyle bir 250 metrelik yol var ama öle terski taksiye binsek küfredecek binmesek biz ölcez neyse allah bi kuvvet verdi yürümeye başladık , güle güle yolun sonunda Çeşme dolmuşlarına vardık (Ahhh anne ahhh arabayı alsaydım rahat rahat gitcektik yaa )neyse Zeyno ve Sema teyze ordalardı Sema Teyze de bizi uğurlamaya gelmiş saolsun:)kalkış öncesi son olarak İpek de geldi bile.vee dolmuşa bindikten 1 saat sonra geldik bile.Zeynonun deyimiyle isimsiz siteleri neymiş efendim tabela asmamışlar oysa çok basit referans noktası Tekin Market(aslen market değil bildiğiniz bakkal cnm) ohhh çok şükür eve vardık bile .Ehhh evi açmak lazım kapı baca sonra balkonu da yıkayalım ...Acıkmışızda çok şükür ki Sema Teyze bizi düşünüp bişeyler hazırlamıştı ehh İpek'de saolsun o da bişeyler getirmişti ve yumulduk birde çay koyduk mu hem zaten saat daha 12 güneşe inmek için erken üstelik güneş de vefasız biraz biz zar zor toparlanıp tatıl için 3 günlüğüne geldik Çeşme güneş kaçtı bulutların arkasına yaa:( neyse 4 gibi attık kendimizi Ayşegülle yüzülmüyor doğrusu 10 dkka kalsa suda onun için mucize:) Ohhh kremlerı de sürünün güneş biraz çıktı ortaya bronzlaşalım biras ya:) ohh ohh birgüzel deniz keyfi.Akşam yemeği mi...Zeyno ve ben yaparıs ikimizde birbirimizden becerikliyiz.Hem tepeyi aşıncaki gerçek marketten de bişeyler aldık.Menüde domates soslu makarna ve kroket piliç ile inegöl köfte..Ve aç aç saldıran kızlar aaa bide salata var onu da Esra ile ben yaptım ellerimize sağlık walla o gece bütün hünerlerimi gösterdim:) Müge yemek yapamaz diyenler nerdesiniz::)??Neyse sahile incektik sözde Ayşegülün teknoloji harikası digital makinası saolsun video da çekince biz sapıttık bir nevi Zaga tiplemeleri ..Neler yaptık neler Kim Evlenior Evleri:) mi dersiniz Şevket Hocayı protesto çekimleri mi dersiniz:) çok eğlenceliydi hiç bu kadar gülmemiştim.Ehhh sonra ise Okey oynadık off offf kim kazandı dersiniz ben tabikide bunla iligli bir özlü söz de var "Kumarda kaybeden....." düşünün ki ben kazandım artık ne kadar bahtsız bir durum dimi:(Veee yatak vakti zaten telefonum Telsimin şebeke azizliğine uğramış sadece balkond bi yerde alıo onun dışında ekranda sürekli "GR TELESTET" yazıo yunan hattına giriorum Esra ile aynı yatakta bi güsel daldık ki telefonum çaldı kim arıoo :) güldüm hemde çok zeynep telefonum da Zuzu die kayıtşlı yatmış 1 saat olmuş ekranda Zuzu yazıo karşı odadan arıoo yaa:) Zeynonun odya bi gittim ki:) hala gülüorum baş ucu ışıgını yakmış şeytan gibi oturuo yatakta neymiş evden sesler geliomus korkmuş:) canım benim yaa neyseki yatak 2 kişilikti koruma olarak bendeniz yattım yanında:)Sabah kahvaltı vaktı geldıde kalkmak neden bu kadar zor yaa...Allahım benım marıfetım kjısıtlı olabilir ama bu Esra bir ölüm açma yaptı poğaca yaptı sabah sabah inanılır gibi değil ohhh şık bir kahvaltık üstelik Selda da katıldı bize...Üstelik günlük planda hazır deniz ve sonra Alaçatı:) süperrrrrrrr:)Güzel bir deniz keyfi vee eve döndük 5 kız 2 banyo hem yıkanıcaz hem yemek yiycez hem süslenicez ve bunları 1 buçuk saate yapcaz...imkansızmı dediniz işin içinde gezmek varsa imkansız yoktur :)yaptık bile veee 17:20 dolmuşunu yakaladık fakat şok biz dolmuşa Alaçatı diye bindik halbuki dolmuş Ilısaymış olamazzzz:( yaa neyse öğrendik Ilıcadan da Alaçatı dolmuşuna bincez inat ettik bi kere yaaa gitcez:) ohhhh alaçatıya maceralarla vardık bile...Çok şirin bi yer çokk eskiden gitmiştim her sene çeşmeye o kadar gidilip gelinir ama Alaçatıyı hep atlardık.İtalyayı çok görmek isterdim ama inanıorum ki Alaçatının Sicilyadan pek farkı olmasa gerek..Son derece renklii düzenli bir yer.Beyaz iki katlı rum evleri beyaz duvarlardan sarkan sarmaşıklar asılı melekler mor çiçekler ve her kafenın kendıne has bır rengı .........Sokak sokak gezdik allahım resmen huzur yani haa bu arada Alaçatı ile ev arası işleyen dolmuş saat 19:20 de biz Alaçatıya kaçtamı vardık 19:15 neyse o kaçtı bilee biz yine Ilıca üstünden ev yapcaz 2 saate yakın vaktımız var:) Çekimler sokağı desem anlayanlar olacak:)Zeyno çağrı meselesi filan derken kendimizi kaptırdık fotografçı gibi sokağın her köşesini sömürdük:)Oturcak yer seçmek çokk zorrr ama meydandaki Sailors Otel'in cafesi çok hoş göründü....Ohhh ohh içen olsa tam şarap içmelik bir yer ama o saatte kimse katılmayınca özel bir limonataları var onlar çayla kahve ile idare etttik ama yan masaya özendim walla:( neyse o keyfi yapcam orda aklımda yani:) Uppsss ipek'in erkek arkadaşı Kerem'de çok yakıundaymıs oda geldi araba var ama çocuk tekneden Zodyak 'ı sokmus onla dolu ımkanı yok bizde sığamayız Kerem saolsun buyuk bır ıyınıyetle boşaltırıs ben bırakırım sizi rahjat rahat gezın dıo ama ımkansız gorunuoo......Biz son dolmuşa yetişcez başka çare yok haa bide bizi eve bırakmayı teklıf eden pastanecı dede var allahım yaa şaşırmış insanlar.......Neyse İpek'i bıraksın yeter eve onlar gezsin Alaçatıda bizde yavaştan Sakızlı Dondurmalrımız ıle Ilıca yoluna düştük..Saat 08:40 ve Ilıcada dolmuş beklemeye başladık adeta Çeşme halkı dalga geçio çok sinir bozucu yaa saat 09:10 dedikleri dolmuş gelmedi herkes ayrı bir saat söylüyor aa o dolmuş 21:30 da yok yok 21:20 de hayır 22:00 delirmemek içten değil.Daha sezon açılmamış fazla insanda yok Çeşme halkı ile kaldık baş başa orda dolmuş beklerken yaşanan lar ağlatacak walla ...Bazen insan nasıl bir ülkede yaşadığına inanamıyor Çeşme gibi türkiye'nin en modern yeri bilew kabus olabiliyor ve saat 22:00 olup da artık sinirler bozulunca birde çocuk peşimize takılınca korkudan kendimizi Sheraton'a zor attık.......Allahım ya nasıl kurulduk o çocuktan bilmiyorum.Ve hemen telefona sarıldık İpek ile Kerem'i aradık artık yapılcak tek şey buydu saolsun Keremle 10 dkka içinde geldiler ve o boşalmaz denen arabanın arka koltuğu boşaldı hani boşalmasada kimsenin umru değil önemli olan geldiler ve sıkışık bir bagaj ile yola çıktı eve varmamıza az kaldıkı bi an bir serinlik geldi içeri kafamı çevirmemle "Kerem biraz yavaşlayığ sağ tarafta dursak" demem bir oldu bagaj kapağı açılmıştı bile....Ohhhh çok şükür allahım evdeyiz Kerem'e ne desek azz walla.......Neyse maceralı bir aksam oldu ............Ve geldik son günee sahilde edilen bir kahvaltı, deniz ayak üstü bir öğlen yemeği derken 3 gün bitti ama çok güseldi evi kapadık ve İzmir yoluna düştük bile:)Zuzuuuu çok çokk teşekkür ederiz bize evi açtınız :)Temmuzda ben bekliyorum unutmayın ...............

Cuma, Haziran 10, 2005

İpek......


Sadece bi isim bazen insanların hayatlarında çok önemli anlamlar ifade edebiliyor.Ve herkesin hayatında bu isimlerden bir kaç tane bulunuyor.Az ama öz oluyorlar,herkesten farklı siz oluyorlar.
İlkokul 4.sınıf Acıbadem 'de bir okul,Emine Öğretmen, ve bir sınıf:)
İlkokul arkadaşlarının garip bir saflığı oluyor bazen o günler aklımda canlanıyorda özlenmeyecek gibi deil dorusu.İpek ise ilkokuldan bana bir armağan ,aslında ilkokulun bana hayatta yok arkadaşı olsun diyerek verdiği bir armağan:).Emine Öğretmen ve inanılmaz disiplinli,düzenli halleri, ilk defa bir hocamın bana bağırması hatta cetvelle elime vurması....bu hikaylerin gerisi çok ama ilkokul kadrosu aynı şekilde liseye başlayınca insan hangisi ilkokul hangisi ortaokul ayıramıyor doğrusu.İlkokul mezuniyeti Crown Plaza-Yeşilköy:) söylenen şarkılar,sesler güzel ya susmayan iki tip :) E bide hayaller var işin kolayı kaset çıkartmak ya eh çıkanlara da baksan bizden güzel değil sesleri üstelik biz uyumlu bir ikiliyiz de bizde yaparız bu işi kesin:)Hala yapamadık ama yapıcaz canım:) Biz kafaya taktık mı neler yaparız.Dimi İpekcim:)Bu satırları okurken onunda aklına yüzlerce farklı şey geliyordur o günlere dair belki de benim aklıma gelmeyen.Ve Acıbademde ki esaret günlerinden sonra caddede bir okula devam etmek ne kadar güzelmiş:) İstek Semiha Şakir.......Bir ilkokul sınıfı azmedip ortaokula aynı kadro ve sınıfta geçermi ya:)Ne okuldu ama Korhan Bey'in eşliğinde söylenen okul marşı....Nerden duyulacak Göztepe ışıklardan duyulacak.....Sözlerini hatırlayamıyorum galiba....çizgilere basmamak lazım orası açık dimi İpekcim:)Hem belki eller bir kere yıkayarak temizlenmeyebilir bi kaç kere yıkamakda fayda var:).Sonra arka bahçedeki kamelya,bahçede kaçanlar takip edilenler,Dinci Sakin Bey'in tek nefeste okuttugu dualar ve her nefes içi kırılan 10ar puanlar,ve bizim kendisi için bestelediğimiz parça ki onu burda hatırlatmayım sen hatırladın zaten:)Off çok şey var ama ne zaman birileri ile ilgili çok anım olsa kelimelere döüklmüyor hatta akla bile gelmiyor.Ayvalık ve "pardon saatiniz kaç" repliği sana çok tanıdık:),sonra zor günlerimde sen İzmirdeyken:) panjurlarla ilgili yapılan gece yarısı tatbikatları ve olağan üstü hal ilanları:) napalım cnm korkuyoruz allah allah:) yağmur yağan gece belki şimşek düşer belli mi olur İpek ya:)amma gırgırcısın hiç ciddiye almıyorsun beni valla.Önce Saint Joseph aldı seni benden vallahi yalan deil ,ne luzum vardı aynı okulda okuyup gitseydik sen belki bu kadar uzağa gitmezdin.Gerçi sonra bende İzmir'e geldim ama...Ortalık karıştı baya bir
Niye gittin ki Amerikaya bir orda karşılaşamadık ,ben döndüm sen gittin ama senin gidiş olmadı be canımcım çok uzun oldu:( Öylede gidilmezki arada 8 saat varken iyi diyordum bir otobus,bir saat uçak şimdi kıta aşmam gerekli sana ulaşmak için...........
Neyse artık biliyoruz arada kıtalar ve okyanuslarda olsa hiç fark etmez,yine paylaşırız yine güleriz yine ağlarız.
Seni Çok Seviyorum ve Teşekkür Ediyorum....İyi Ki Varsın İpo:)

Perşembe, Mayıs 26, 2005

AIESEC ve AIESEC Izmir


Üst Sırada Beyler:Candost-Mithat-Birtan-Fahri-Levent(soldan sağa) :)
Alt Sırada Bayanlar: Melis-Ben-Bike (zaten topu topu 3 bayan var) :)
Artık sona çok yaklaştık...2002 de girilen bir kapı hayattımı kocaman bir salona açtı.www.aiesec.org.tr adresi yolda dağıtılan bir broşür veya bizim dilimizde handout:) ve arkasında Ziya Gökalp Bul. 27/4 B Blok yazıo.İçeri girilen ve 3 yıl sonra yavaş yavaş çıkmanın zamanı gelen kapı:( Yaşanılanlar yazmaya başlandığında yazılacak gibi deil pek kelimelere ve satırlara da sığmıyor zatenSuat o kapıyı ilk açan....Tuna ve Nazlı kalma sebeplerim ....Nazlı kalmadan öte hala burda olma sebebim ve hayatımdan çıkmasını hiç istemeyeceğim yegane insan:)Tuna'nın Nazlı'yı gözbebeğimiz HRımız diye sunuşu ve benim buna bayılıp "HR olmak güsel birşey galiba"dediğim gün ki sonradan gerçekte nasıl birşey olduğunu yaşarak öğrendim...İlk ATEMKO yol maceraları kısacık Kuşadası yolunda nasıl olduysa:)"Beni İstanbul"'a götürün nameleri ve en iyi delegasyon veeeee AIESEC Izmir:) nasıl bir çoşku .....Sonrası pek yok akılda zaten ilk ATEMKOdur ya en özel olanı.O kongrenin üstünden son kongreye kadar tam sekiz kongre geçti.En özel anları ile başarıları ile başarısızlıkları ile heyecanı ile geçen 3 sene....Anılar anlatmakla bitmeyecek kadar çok.En özelleri ise 8 kişi ile geçirdiğim son 1 yıl....Ondan önce farklı farklı takımlar ve heyecanlar ve tabi ki 50.Yıl OC:)Kırlangıçlar uçması istenen ama hiçbir zaman uçamayan:)Ve son bir yıl ,hayatta taşımaktan en çok gurur duyacağım ünvan 2004-2005 HRı yani 2004-2005 Dönemi AIESEC Izmir Şubesi İnsan Kaynakları Koordinatörü:) Bir şapka vardı bana verilen dönem başlarken üzerinde "Proud to Be Izmir HR" yazıyordu.Bense bu gururu başından beri yaşıyordum bunu en çok hissettiğim yer ise kuşkusuz kongrelerdi....Hele 21 Mayıs 2005 tarifi zor AIESEC Turkiye 2004-2005 Dönemi Bütünsellik Değeri ödülü....O ödülü almak çok güseldi ama hep söylediğim şey o ödül ne benimde nede yönetim kurulunun ...Biz sadece kapının çalmasını beklediğimiz yaz aylarında onları hayal ettik şubeye heyecan katacak üyeleri .....8 Ekim dönüm noktamız oldu bizler artık hayallleri gerçek yapacak gerçek bir takımdık.Ve o takıma ivme veren insanlar Izmir'in farkını yarattılar bu yuzden ödül onlarındı:) Genede her zaman teşekkür ederim ki bana o ödülü alma mutluluğunu yaşattılar.8 özel insana gelince 1buçuk sene boyunca annemden,babamdan çok gördüğüm bir grup.Anlatılması gerçekten çok güç kelimeler bu süreye sığanları ifade etse bile buraya sığmaz.Birtan'ın beni HRım diye tanıtması ve benım bundan duydugum ınanılmaz gurur, herzaman verdiği desteği,her zaman güvenmesi ,Mügiş:) ,en şık:),hayatta en sevdiğim insanlardan biri....Levent AIESECsel anlamda kafamın hiç tutmadığı ama inanılmaz sevdiğim yegane insan,kavgada etsek bir daha asla göze alamam.......,Bike Focuscum:)ilk kongre benim "beni istanbula götürün" lü cümlelerim onunsa senı tuvalete götürmesi,moraran kolu:),Nazlı ve Goki gitmesin ağlayalım:),takeover süreci ve gittiğimiz cafe(Sandwich Store), kongreler ve kongrelere yanlız kendini getiren Bike "Müge diş macunun var mı?" ve türevi bir sürü soru ve benden gelen "Bike geceliğini de mi unuttun nasıl yani yaa:)" gibi bi dolu tepki:),hırçin kedisi "dikkat edin fazla kıpırdarsanız oyun sanar":(:(.Candostcum önce soğuk adam sonra dayanılması güç kişilik,yktlerde aklına takılanlar ve sürekli o nokta üzerinde sabaha kadar konuşma arzusu ve benle uğraşmları ki gerçekten iyi dayandım sana genede merak etme biliyorum ki sevginden.....Mithat Paşhaa:) recebim recebim ne denir ki son 3 ayda özellikle seni ne kadar çok sevdiğimi anladım ofisin sempatik yüzü saçlarına aman dikkat et ofis performansı senden sorulur:) Fahri Sevgili alumnim:) Mersin nasıl bir şehir anlat bana...Tülay teyzenin Mersin Halkından aldığı yardımlar,Aboo lar ve nice eşsiz tepkilerin ile hep söleriz ya tanımaktan ciddi en çok mutlu olduğum sen olmasan tarçınlı pilavlar yiyemiycek bu kadar gülemeyecek Mersin'in o meşhur tatlılarından nasiplenemeyecektik..senle ve melo ile geçirecek daha çok uzun zamanlarımız var:)Meloo Focusumm:) allahım ben bu kızdan ne zaman kurtulucam yaa lise 2 lise 3 yetmedi AIESEC'de 3 sene...kafamız atarsa senle çıkarıs dışarı,kafan atarsa yapılmayanlara gecenin bi saati açılan o malum tellere ve ertesi gun için yaratılan paniklere üzülme ara sen beni dertleşiris.Dert bol malum az paylaşmadık hep destektik birbirimize dedikodu yapmadık ama paylaştık iyi ki varsın ve belki iyi ki ben de varım yoksa bazı zamanlar paylaşılanlar içimizde kalacaktı:)Midye dolma,Burgerda MilkShake:) ikişer günlük diyetler tabiki:).Bizim evde yapılan kapanmalar,o zamanbahçeli evdeyken beslediğimiz ördeklerim Hacı ve Madam ve onların Birtan'dan çektikleri,neymiş güreşler varmış onemlı bır spor dalımızmış:),bizim evdeki Tilt te kendinizi kaptırmanız,Mine'nin beyaz tahtası ve sabaha kadar yapılan Planlama Kapanması, ve benım ambale olan bünyemin artık sabaha karşı bi gülüp bi ağlaması, panjur krizi,Bom Oyunu ve Katil Kim ve yine Fahriii:),Leventlerdeki kapanma Direktörlük Seçimleri ve Sporcu ama Ölü Fahri Bey:),Candost'un annesinin taa Van'dan yolladığı o değişik Meyve ve onu soyup yemeğe çalışarak geçen YKTler:)BAT BAT BAT:)sandviçlerin yapıldığı gece,şöförlerle kavga,otobusun en ucra yerlerınden cıkan ınkındlar ve Melo'nun isyanı:)Garip garip istekler:)Benim Dalyan'da girdiğim Çamur Banyosu ve Melo'nun "Sen de nasıl titizsin anlamadım çık ordan yaa" şeklinde verdiği kavga,Mithatla çıkan Sandviç Dansı,Cumartesi gecesi BAT'dayken Backstreete gidip horul horul uyuyan yegane iki kişilik Melo ve Ben üstelik çok komik yaa turistler "allah allah cmtsı gecesı barda uyuyorlar mı" şeklinde tepki verip fotografımızı bile çekmişler yaa:) Bilseler bi önceki gece biz sabaha kadar sandviç yaptık.Recruitment zamanı tüm günü DEU ağaçlı yolda sınıf tanıtımında geçen bir YK ve saat 20:00 de "siz ofise gelin ykt yapcaz" dien bir başkan..Ve garip bir YKT "ya bu Candost ne die böyle ya Birtan EuroLDS için yeteri kadar bastırmıyormuymus" ole mı dedi Allahım Yaa saat olmus 9 Candost itiraz etme eve gidelim artık sabaha kadar tartışırmış "Bir gariplik var bu çocukta yaa":( vee Birtan'ın "Yeter Artık" diyip dolaptan üstünde "EuroLDS 2005 Bizimdir" yazılı çıkarttığı poster ve bizim yorgunluk,sevinç ve uzun sürenin verdiği stresle ağlamaya başlamamız kutlama için gelen çikolatamız ve şarap mıydı o hatırlamıorum.İyiki başvurmuşuz ,ve iyiki Birtan bunun hayal edilebilecek birşey olduğunu bize göstermiş:) EuroLDS "yoga çin çin yoga çin çin" Özlem Melo Ben "bu evde herkes oynuo ama ben kendimim" repliği:)Global Village ve ardında bıraktığı perişan bir delegasyon:)Odamızın inanılmaz farklı iki iklimi:)Benim "kürküm" Ezgi'nin "Kim Bu Kokoş" tepkisi , yemekler:)veee Canlı Performans tabikide ama asıl olay Canlı Performans sonrası Özlem,Melo,Ezgi ve Bike ve onlarla baş etmek zorunda kalan bendeniz:)Melo'nun "Acaba Bike ve Ezgi İyilermidir?" sorusu ve tekrar tekrar sorması üzerine Özlemle sabah 5 de yaptıkları Otelde kızları arama gezisi:)Melo'nun kapı önündeki delegasyona "ŞŞŞT Biraz Sessiz Olurmusunuz Lütfen" demesi:)Yaprak Sarma:) Melis ve Bike'nin Tuna'ya ,Tuna'nın da bunlara küsmesi:)Bira Faciası:)daha ilk geceden Kapının içinden geçmek suretiyle kapıyı kırıp Damage Fee çıkaran kız:)Ulusal alandaki arkadaşlıklar:)İstanbul tayfası ve özellikle Ekin:)her ne kadar donut borcu kalmış olsada:)Ankara tayfası her biri ayrı alem:)Özlem Hrım Hrım:)Beril deseniz ayrı ,Hasan deseniz Kick Off 04 derim:),Bursa Pelin canım HRım:)Genel Merkez deseniz Tuğba'nın bizim evde hala onu bekleyen hazır yatagı:), Özge ile paylaşılan Fahri Maceraları serisi:) ve uzun uzun süren denetim günleri keşke Tuğba ve Özge'yi çokk önce tanıyabilseymişsim:( ,Ahmet ile msn sohbetlerimiz,7/24 Sezen AKSU,aa bi de Alişan:) ve sözümüz var yazın Kokoreç:) ne demişler can boğazdan gelir:) Özlemmm "Kardeş Napıosun Sen Ordaa" "Allah bağışlasın sizin mi" ve manifesto zamanı toplantı odası.......Offf offf daha çok şey var da bunlar ilk anda hatırlananlar:)
Son geldiiii bile 29 Mayıs genel kurulu ve AIESEC Izmir 2004-2005 takımı ibra alır...3 yıl önce açılan kapı artık hayatımın odağı olmaktan çıkmıştır, ama şunun farkındayım AIESEC bende yarattığı değişim ile, bana kazandırdıkları ile, iyi vce kötü anıları ile ,kazandırdığı dostluklar ile ömür boyu hayatımda hep odak olacak...Aklı olan rüyanın bitmemesi için elinden geleni yapsın...Gerçi İt's Good To Be An Alumni:)

Çarşamba, Mayıs 25, 2005

MaCeRa DoLu AmErIcA:)


Lise 2 yazı....İki uçak bileti ikisi de lufthansa'nın Frankfurt aktarmalı biletleri ve varış yerleri USA Dullas Havaalanı:) Miniş ve ben artık uçuyoruz....Uzun bir yolculuk ,ve gokyuzunun keşfi.Yeryüzü bu kadar kirli iken bulutların üstünün o denli parlak oldugunu görmek inanılmaz bir mutluluk:) Masmavi gökyüzünde uzun saatler süren bir uçuş:) Amerika macerasının ilk 1 haftası zaten Jet Lack nedeni ile hatırlayamadığım bir süreç:)...Havaalanına iniş ve rüya başlıyor....Bundan sonra Canan,Tom,Phyllisse,Kadri,Joe,Therresa,Mustafa Abi,Fatma Yenge,Celal Abim,dayılarım ve halam ve tabi ki küçük prensesim canım kuzenim Jordane:),karşı komşular Lora,Douglas ve süper zeki kızları Ida
Filmlerdeki evlerin,mahallelerinin,gökdelenlerin hep bir yanının hayal olduğunu düşünürdüm ki oraya gidince görüyorsunuz .Yemenin,içmenin ve huzurlu yaşamanın gerçek anlamlarını anladığınız bir ülke.Hiç bir yer insanın vatanının yerını tutamasa bile şu bir gerçek ki herkes USA'de yaşamayı ister.
New York'un filmleri hatırlarlatan ama Amerika'nın yüzkararsı bir şehri olduğunu anladığım günler:) Manhattan....World Trade Center'ın108. katı ve 108.kattaki türk fotografcı,Broadway,Özgürlük Heykeli,Empire State Binası,meşhur Time Square ve MTV studyoları,tabı kı şehrin ortasında gerçek bir cennet Central Park,Çin Mahallesi ve küçük Çinliler:)Long Island'da Türk Marketinde yenilen rezalet İskender:( ,Brooklyne Köprüsü ve niceleri tam bir rüya gibi....
En sevdiğim kasaba St.Micheal ve sahilindeki Crab House yani Yengeç Restaurantı.....Bu kadar mı zevkle yenılır yengeçler:)Yolda dayımın uykusu gelmesın dıe Chesepeake Bay boyunca solenın ve sonu gelmeyen şarkılar:)
Ocean Cıty ....tabiki sahildeki Lunapark,şekerli patlamış mısır ve sahildeki pizzacıda amerikan boyu dayımın damak zevkının urunu inanılmaz lezzetli bir pizza:) sahilde kumdan yapılmış heykeller ve okyanusta cankurtana ragmen girmeye çalışan ben mine ve halam:)ve tabiki kendimizi kaybetip dayımı delirttiğimiz outletlerden biri :) heleki chesepeake baydeki inanılmazdı:)
Washington DC ......düzen şehrii...Cananla ve Kadri ile yapılan iki ayrı gezi..Hayran oldugum Gearge Town ve George Town Üniversitesi....George Town'daki bir magzada ayrıca Amerika'nın prestıjlı magazalarından biri olan Nordstrom'da Mavi'nin kotunu gururla kuzenıme gösterip işte" Türkler Üretiyor" diyişim:) Kadri ile yana döne Washington'da sevdiği restaurantı arayışımız:) ve sonunda oranın kapandığının farkına varışımız.Dönüş yolunda çektirdiğim Tuvalet çilesi:) ki utanıyorum kendimden ama iyi de olsa eğer tuvalet için 100 numaralı yoldu sanırım çıkmasak Kadri'nin okula gidip gelirken kullandığı o inanılmaz güzel köy yolunu göremeyecektik...rüya gibiydi dorusu Mc Donalds'a da can borcum var oraya bir restaurant koymaları ınanılmaz bir nezaket:)Cananla müze gezileri ,anıtlar,şehitlikler ve DC'nin olmazsa olmaz mekanı sembolu Beyaz Saray :) ve Parlemento Binası:)
Disneyland uzaktı belki ama Colonial Willamsburg'u Busch Gardens
sayesinde görümüş olmak süperdi doğrusu.Geleneklerine halen bağlı bir kasaba,düzeli ve eskiyi yaşatan....Ve zaten ilk defa orda mexika restaurantının alevleri arasında gelen yemekleri ile birlikte tanıştığım iş için orda olan kuzenim Kadri....Ki sonrasında kendisi ile bir hayli maceralarımız olmuştur.Williamsburg'da bir gece kalış ve ertesi gün eğlence parkı Busch Garden's hayal edebileeğiniz kadar güzel ve büyük bir oyun parkı:) ve çılgın geçen bir gün:)
Her salı Annapolis'de limanda gerçekleşen orkestra konseri ve her işini halledip sofrayı erken toplayıp konsere koşturan ve konseri ellerinde kocaman dondurmalarla izleyen ki Çikolata Nane ve o zamanlar burada olmayan kurabiyeli favorımdır.3 bayan:) mine ben ve halam:)
Nancy ve Münir Amca'nın deniz kıyısındaki havuzlu evleri ve havuzda Nafiz,ben ,Mine eğlencelerimiz.Nancy'nin tadını asla unutamayacağım gerçek buzlu çayı üstelik içinde taze nane ile birlikte ve yine Nancy'ın takdir ettiğim Türk geleneklerine bağlılğı türkten daha güzel yaptığı türk yemekleri ve ilginç aksanı ile söylediği Üsküdar'a Gideriken şarkısı:) Yine o güzel evde verilen parti yenilenler içilenlerden öte sohbetler....Evin uzun iskelesi iskelenin uzundaki bank:) ve oraya kadar glen ses sistemi ve çalan türkçe bir parçaa....güneşin batışı ve diğer yanımızda yengeç yakalamak için olan kapanda bir adet yengeç:)
Cananlarla onların raining like cats and dogs dedikleri bizdeki çevirisi ise bardaktan boşalırcasına denen yağmur ve o yağmurda Tom ki eniştem olur arkadaşının evinde gidilen Yengeç Parti...Veeee inanılmaz ama gerçek 500 dolar verilmiş 10 koli yengeç:) gerçek bir parti ve partide tanışılan Ashley adlı ufaklık:) ve Amerikalılara Türkiyeyi anlatmakla geçen bir akşam....:)
Kadri ile Tekne sefası benim korkak kişiliğim:) Annapolis sahilden biraz açlılıp tene keyfi yapmak aslında süper olsa da benim bünyem biraz geç alıştı ama itiraf ediyorum sayemde Mine ve Kadri inanılmaz eğlendiler.
Joe :) bizi görmeye gelirken ayağını sokan böcek ve Joe ile hastanede tanışmak.:( enteresan bir anıydı.Bir insan bu kadar mı neşeli ve kafa dengi olur onu 2 sene sonra dayımın yani babasının hastalıgı nedenı ıle Türkiye'ye geldiğinde anladım.Hastanede geçen o 3 ay farketmeden birbirimize destek olmuşuz bile.Joe ile şeker hastası olmasına ragmen kaçak yenen dondurmalar:) görünce göznünün içinin güldüğü pastalar ve bildiği tek türkçe kelime "kebap" :)
Norfolk'daki askeri birlikler ve denizaltında yarım saat okyanus dibinden geçilen arada bir su üstüne çıkıp tekrar inen tünel:)
Phyllise'in gidiişimize yakın bize aldığı hedıyeler ve büyük annemin anneannemin ve annemin onun için ne kadar özel olduğunu söylemesi:)
Galiba saymaya başlayınca anılar bitmiyor ve hep yenileri hatırlanıyor....Amerika günleri özeldi çünkü gördüğüm insanlar hep yakınlarımdı kimi ile daha önce tanışma fırsatım olmuştu kimini ise ilk defa orda görüyordum ne kadar garip.........Artık Amerıka hayallerde kalan ve ara ara fotograflara bakılarak hatırlanan bir anı olarak kaldı...

Pazartesi, Mayıs 23, 2005

DEU,Kızlar ve 12 Nisan 2005 Doğum Günümüz:)


Ve Dokuz Eylül Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü.....Tam bir şok benim için çünkü ben ÖSYM numaramı girerek açılan sayfada İzmir Ekonomi Üniversitesi Moda Tasarımı yazmasını bekliyordum.Şimdiki aklım olsaydı o an daha mutlu olurdum.Üniversite sıkıcı heleki lise 3 gibi zor ve koşturmalı bir seneden sonra boş geliyor insana.Her gün gezmek her gun arkadaşlarınla çıkmak,her gün sinema falan derken bi süre sonra bayılıyor insan:( Zeynep yani zuzuuu:) o kendini biliyor :)yıllarca caddede karşılaşamayıp tanışamayıp gelip ağaçlı yolda tanıştığım biricik istanbullum:)onu anlatması çok zor...Aysegul deseniz ilk başta tamam bu kızla biz pek anlaşamayız demişken şimdi inanamıyorum ki en iyi anlaştığım insanlardan biri o ....Çok değişik bir kişilik ve benim için yaptıklarına gelince pek de ödencek gibi bir şey değil....Esra biricik komşu:) herşeye uyumlu insan :)Selda bana lise son demek özel ders alınan bir büro ve Özcan Abiyi benden sonra ziyaret eden iki kızdan biri 1 yıl sonra yine karşıma çıktı bu sefer okul arkadaşı olarak :) Seda inanılmaz öğrenci ,ailesinin yanına hemen kaçabilmek için bütünleme bile bırakmayan enteresan kişilik:) o beni kardeşi gibi sever bende hepsini kardeşim gibi:) Çok özel 5 insan ve onlarla bırlıkte olamadıgım ama onları hep yanımda hissettiğim 3 yıl:) Bu üç yılı dolduran AIESEC:) Şimdiki tanımı ile "Gençlerin bireysel potansiyellerini keşfedip geliştirebilecekleri uluslararsı platform".Benim için platform Ziya Gokalp Bul.27/4 B Bloktu.Kapıyı açan Suat....İlerleyen zamanlarda ise bende hayranlık uyandıran Nazlı ve Tuna....Sonrasında ise arkadaşlığı ve dostluğu ile Nazlı....Yerini kimslerin dolduramayacağı inanılmaz biri....Kelimeler ile ifade etmek zor keşke herkes tanıyabilse.... Ve resme gelince 12 Nisan 2005 günü,hem Zeynonun yani zuzunun hemde benim doğum günlerimizin kutlanması:) Zeyno 9 Nisan doğumlu ben ise 12 Nisan ehh bu durumda ikisini birleştirip 12 Nisanda kutlama yapılabilir:)Önce Mario Plaza 'da yenilen muhteşem bir yemek ,şaraplar ve arka planda körfezin ışıkları ile Mario'da İtalyanca şarkılar çalıp söyleyen bir grup....Ehhh yenilip içilirse ardından tatlı yemekte şart heleki bu gün bir doğum günüyse malum doğumgünü=pasta....Ve izmirde pastanın tek adresi Bravooo saat olmuş 11 buçuk mu ne ehh favorim Çikolatalı Krokanlı bile olsa o saatte umdugunu değil de bulduğunu yiyor insan:) Nescafe Krokan dı galiba....Denemeyenler için söylüyorum hiç endişelenmeyin adamlar ne yapsa hakkı ile yapıo:) ve kesilen bir pasta ,mumları üfleyen iki kişi, ve bir muma yüklenen ondan beklenen onca dilek ile biten çok güzel bir İzmir arkadaşı .İnsanın arkadaşları yanındayklen sevdiği insanlar varken dilek tutmak daha güçlü kılıyor galiba.........Zeyno İyiki Doğdukkk:)

Salı, Mayıs 17, 2005

İzmir Umulanları Vermeyen Şehir:(

İstanbul'u bırakmış olmamın acısı,sıkıntısı, burukluğu varken bir şehre alışmak için kendi sınırlarını zorluyor insan.Geri kalanlar arkadaşlıklar,yaşananlar,yaşanması istenenler insanın canını acıtıyor zaten.İzmir güzel haberlerle ve yeni heyecanlarla gelmiş olmasına rağmen tüm bu duyguları bastırmak için vakit gerektiği kesindi.Her ne kadar kabullenmekte zorlansamda buraya taşındığımız 2000 yazından bu yana tam 5 sene geçti.Yeni bir okul... ki tam da bir tanesine yeni alışmışken, yeni bir ev ,yeni arkadaşlar,yeni mekanlar....evin bahçesinde babamın kokoreçci tezgahı gibi yaptırdığı koskocaman mangalında verilen davetler ,ziyafetler, o bahçede geçen uzun ve keyifli sohbetlerle yaz geceleri,yeni okul Karşıyaka Anadolu Lisesi...Ve yeniden alışma evresii...Sonuç dershanesi Lise son telaşını başlatan yer ,Kubilay ise Irmakla en stresli son senede birbirimizi bulduğumuz yer...İyi ki de....Babamın buraya alışalım diye gösterdiği çabalar :)Ve gerçekten çok güsel geçen 6 ay taa ki Kasım 2000 'e kadar:( Kara bulut dedikleri şeyler bu kadar mı can sıkıcı olabilirdi.Ve 6 tatlı ay bu şekilde mi sonucu bilinmez can sıkıcı bir girdaba girerdi.İşte o günlerde İzmir'den uzaklaşmaya başladım.O dönem hayatımda olanlar ve yaşadıklarımı bilenler bu satırları okurken ne demek istediğimi çok daha iyi anlıyorlar.Bazen bu ülkede yaşamak istemiyorum uzaklara gitcem dediğimde de beni anlayan bir tek bu 9 ayı bilenler.Kasım 2000-Ekim 2001....Hayata dair artık daha güçlü olduğumu ve olmak zorunda olduğumu öğrendiğim beni 2 belkide 3 sene öteye atan, yaşanması asla istenmeyen yaşanmışlıklar...Her iki üç ayda bir yeniden "belki bu sefer" dedirten hayatımın en uzun günleri.Mecburi ve İstanbul'a ragmen insanın yapmak istemediği İstanbul ziyaretleri....Ekim 2001 bizim evin bahçesi ve babama süpriz bir Hoşgeldin Partisi tam 50 kişi ile yapılan organizasyonda, imzalar bana ve Özel Halama ait.9 ay boyunca bize yaptıkları,o gerginlikle yaşananlar asla unutulmayacaktır bir ömür boyu....Artık hayatta da İzmir günlerinde de yeni bir pencere açıldı....Bense bu karmaşanın arasında bir de lise son telaşı ile Dokuz Eylül'e girdim bile..........

Pazartesi, Mayıs 16, 2005

İsTanBulllllllll:) ve ÜAL:) ve Özel İnsanlar....






İSTANBULLLL.....
Başka bişey yazmasam olur sanki...Şu isim bile yetiyor.Unutulmayacak o kadar şey var ki o şehirde....Kanlıcada simit-peynir-kakaolu süt ile şilepleri ve boğazın güzelliğini izleyerek yapılan sabah kahvaltıları ve miskin pazar günleri, Acıbadem'de geçen ilkokul günleri:) ve ilkokuldan bana kalan en güzel hediye İpek.,her ne kadar şu an dünyanın öbür ucunda olsada:(Semiha Şakir ve cadde yılları....Muhteşem 3lü ki sonradan çok fırtınalar atlatıp dağılmasına ragmen halen bölük pörçük görüşmeye devam ediyor.ben-ipek ve burcu....Şule teyzemler ve onlarla geçen eğlenceli akşamlar....Okullar değişir insanların hayatları değişir...Ümraniye Anadolu ....Arkasından bu kadar çok şey bırakacağını kapısından girdiğim gün aklımın ucuna getirmediğim okul...Arkasından kalanlar sağlam ve güzel dostluklar,güzel duygular....Nihan,Didem,Şule(ki o şu an nişanlı yakında çoluk çocuğa karışcak galiba...)Pelin ve Gökhan.....Herkes kendini biliyor zaten burda ifşa etmeyim tek tek....hepsi çok ama çok özel.......İyi ki karar değiştirip Kadıköy Anadolu diye tutturmadım.Yoksa okulun ilk günü olan deprem ve benım verdiğim tepkiler...Sınıf değiştirmem sonucu düştüğüm sınıftaki alışma sürecim:)Ki bunu Serap iyi bilir...Beden dersi ve çılgın hoca Nazan'dan çektiklerim,çılgın servis hikayelerimiz Nihan ben Onur Gürsoy:) ne sabah muhabbetleri ki içlerinden biri ile bu muhabbetleri hala yapıyoruz.Nihancım 1 sene boyunca bir ömürlük dostluk verdin...bir telefonun ucundaydı herşey "hadi Nihan çıkıyoruz hazırlan demeye bakıyordu" herşey.Hakketmediklerini yaşadın hakkettiklerine bu sayede daha da yaklaştın belkide....Şule sana ne desem bilemem posta güvercini:) (posta güvercini en son gördüğümde nişanlanmıştı )Didem deseniz o gülsün içiniz açılsın...Pendikspor:)Beyaz:) Çiğdem ve Mine'nin Memoli olayyları.Asla unutulmaz bir arkadaş hatta dost demek daha doru ömür bayu kaybetmeyi göze alamayacağım bir dost:) ....Pelinle daha çok vakit geçirmiş olmayı şimdi şimdi daha çok istiyorum ama ona Nihanı emanet ettik geldik:)arkadaşlıklarını kıskanmıyorum dersem yalan olur galiba.Gökhan....nerden başlasam ki ....yılbaşları ne güsel oluyor desem ister Bora Bora da ister Pariste:) iyi ki yılbaşları var sende tabi ayrıca evet biraz çenem düşük kabul ediyorum :)....Ve ümraniye anadolu defteri kapağı tam kapanmadan bi köşeye konuyor arkadaşlıklar dostluklar ve anılar çıkartılıp çıkartılıp bakılıyor tıpkı fotoda oldugu gibi...Moda sahil ne güsel dimi o günde çok güsel di ama resimdeki herkese o gün için çok teşekkür etmem lazım onların haberi yoktu ama kötü günümde yanımdalardı........:(

İzmir-Samsun-Denizli-İstanbollll

Bu yıllar benimde şahsen pek hatırlayamadığım yıllar içinde 1er yıllık Denizli ve Samsun anıları var ...Denizliye dair hatırladığım tek şey mangal olayları çimlerin üzerinde ...Samsun ise bir elimde Çikolata bir elimde bana bakan teyze ile beklediğim bir fırın kuyruğu:) Ve evin bahçesindeki süs havuzunda yüzmeye çalışan bendeniz ve komşunun kızı:)Ve her hafta aşındırılan Ankara -Samsun asfaltı....Haftasonlarının gözde mekanı Ankara:)Denizli Samsun macerası İzmire geri dönüşle son bulduki bu dönüş aslında yeni birsürü gidişi de getircekti.İzmirde kısa süre kalış ve İstanbulllllll.Ataköy Emlak Bankası konutları ,odamın arkası tren yoluna bakar camdan ise elimi çıkartıp el sallasam Yeşilköy'den kalkan uçakların pilotları beni görecek o zaman İstanbul'dan ayrılış ise 2.kadar zorlamamıştı....:) Ve yine İzmir'e geri dönüş.Bu arada tanımayanlar için sanmayın ki babam asker.Babam sık iş değiştiren bir bankacı....Ve tekrar İzmir günleri....Benim bile aklım karıştııı bu hikayeden.......

Pazar, Mayıs 15, 2005

İşte Bendeniz:)........



Hikayemiz 12 Nisan 1984 de başlıyor.Taaa 21 sene evvel...Bugunlere gelmeye çok var demeyin...Bakın nasıl geçicek yıllar.:)
Doğum yeri nüfusta İzmir olarak geçmekte ama kendisi ve tüm çevresi de bilmekte ki o bir İstanbullu.Çünkü ona göre insan doğduğu değil büyüdüğü ve kendini bildiği şehre aittir:)İstanbul'dan İzmir'e ise güzel arakadaşlıklar ve dünya güzeli bir şehri tanıyıp sonra bırakmış olmanın hüznü kalmıştır....
Hikaye başlıyor.....Her döneme ait kısa ve önemli anları bulabilirsiniz bu sayfada.....