Hikaye bana birşey katabilecek bir uluslararası tecrübe yaşasam arzu ile başladı:)Bu istek uzun vadeli planların gerçek olması için önemli bir adımdı.İster "hayal" diyin ister "istek" diyin sonuçta buydu beni peşinden koşturan ve bugün olduğum yere Amsterdam'a sürükleyen.
Bu yazı Amsterdam'daki ilk 1 haftayı anlatmaktadır ama asıl gelmeden önceki koşturma muhimdir.
"Domino taşı etkisi":) yeni deyimim:) Siyah etek alırsam siyah ayakkabı lazım, siyah ayakkabı alırsam siyah çanta lazım. Herşey başka birşeyin alınmasını gerektirince 30 kilo olan normal taşıma hakkı biri 29 kilo biri 36 kilo olan iki valiz ile 65 kilo taşımak sureti ile fazlası ile dolduruldu.Üstelik vakum teknolojisi ile eşyaları insanoğlunun hacmen getirebileceği en küçük forma sokmuş olsak bile maalesef kiloda herhangi bir fark yoktu.Yolculuğum 2 valiz + 1 el bagajı+1 çanta+1 kaptop+kilo tahdidi sebebi ile valiz hafiflesin diye çıkartıp elime aldığım kuru temizleme askısından henüz çıkmamış elbise etek bluz üçlemesi ile devam ettiki henüz iyileşmemiş bir omuz için iddialı bir portreydi:)
Malum çocukluğumdaki kadar rahat ve güle oynaya binemiyorum uçağa. Sanırım aklım başıma geldi ve bu aletin temelde korkulası birşeyi başardığını bu yüzden de ihtimali az da olsa başaramaması halinde felaketle sonuçlanacağını artık daha çok idrak etmiş durumdayım.Arabada,trende ve en son da otobüste kaza geçirmiş biri olarak artık psikolojim bisikletle yolculuğu bile biraz zor kaldırıyor.Zaten de tam bu yüzden Xanaz'a başvuruyor ve biraz daha sukunetle yolculuk edebiliyorum.Tıpkı THY'nın İstanbul-Amsterdam seferinde yaptığım gibi:).Gelişimiz böyle oldu elden koldan birşeyler sarkar, hafif bir ilaç sersemliği .Karşılamamız ise güzeldi.Aysel'in patronu bizi havaalanından aldı ve Bankaya yemeye götürdü.Aysel kim mi?Aysel benim ilk önce AIESEC döneminden arkadaşım sonra ise tesadüfler sayesinde aynı Bankada çalışmaya başladığım arkadaşım ve en son ise aynı dönemde,aynı şehirde görevlendirildiğim arkadaşım.Yani kısaca Yol Arkadaşım:)
Vardık varmasına Amsterdam'a, güzelde karşılandık,ofisi gördük vs vs.Ama şu bir gerçekti biz her yaptığımız şeyde az sonra valizleri bir yere taşımamız gerektiğinin bilincini ve acısını yaşayarak adım attık.1700-1800lerden kalma ve mimarisi kesinlikle tarihi olan bir şehirde yerleşeceğiniz dairenin asansörü olmayacağı aşikar.Bu durumda Aysel ve bana ait 120 kilonun nasıl taşınacağı konusunda gerçekten pek bir fikrim yoktu:(Neyse ki bu ulusun kızları cabbar ceval kızlar olduğundan hatta Toygan'ın çok güldüğüm deyimi ile bunların kızları Haçlı Seferlerine katıldığından çok şükür bizim 120 kiloyu 10 dakikada 4.kata taşıdılar.Iyı kı varlardı aksi halde biz napardık ki.
Vardığımızın ertesi günü Aysel ve Yıldız için iş başlamıştı benim ise şehri keşifle geçirebileceğim koskoca 3 günüm vardı.Bu arada Yıldız kim derseniz Yıldız'da beyaz-mavi-kırmızı üçlemesi gibi buraya geldiğimiz ve aynı Bankada çalıştığımız 3.kişi:) Kendimi vurdum yollarak sadece yürüyerek ve her yere giderken kendime Anna Frank 'in evini kutup yıldızı yaparak gezdim şehri. Bakmayın küçük dediklerine her ev birbirinin aynı,her kanal birbirinin aynı ilk gününde olan biri için çözmesi zor bir durum.
Insan Kaynakları kimliğim nedeni Bankadan istifa edenlerle oturup konuşur ve vazgeçirmeyi denerim.Toygan Bankadan ayrılmaya karar verdiği zaman da aynı şey olmuştu.Karşınızda biri Bankadan Amsterdam'da bir görev için ayrılmak istediğini söylediğinde vazgeçirmek için elinizde fazla bir koz kalmıyor.Malum hayatını değiştirmeye karar vermiş nasıl ikna edebilirsinizki.Ben yine de denedim.Ama o günlerde 5-6 ay sonra benim de yolumun Amsterdam'a düşeceğini bilseydim denemez daha da yüreklendirirdim.Nerden bilebilirdim ki yolumuzun bilmediğim bir şehirde yeniden kesişeceğini.
Bilmediğiniz bir şehirde biri ile buluşacaksanız olduğunuz yerede ne tarafa bakacağınızı bilemeden şaşkın şaşkın döner durursunuz.Tıpkı benim Toygan'ı beklediğim gibi..Cuma akşamları İstanbul'da iş çıkışı mutlaka çıkar birşey yapılır da Amsterdam'da yapılmaz mı....:) Önce o zamanlar evime çok yakın olduğunu bilmediğim ve geçerken hoşuma giden meydana gidilir ve birşeyler içilir sohbet edilir.Bu henüz bir chillout bile sayılmaz:)Burda çoğunlukla ittiğiniz bir kapının ardında çok hoş mekanlar olabileceğini ya da küçük diye yüzüne bakmadığın bir restauranttın aslında pek meşhur ve lezzetli bir yer olabileceğini şimdi şimdi öğrendim.Leiderstraat'dan Princengraht'a giriyorsunuz ve bir kapıyı itiyorsunuz Bocino diye bir yer çıkıyor karşınıza samimi -rahat-loş ve hoş:) şarap içmek için daha ne ister ki insan.Meydan keyfi -Bocino keyfi derken Aysel'de işten çıkıp gelince bir sonraki adıma yani eğlenceye geçiliyor Werck ...Kiliseden yapılmış bir gece kulübü:)kulağa değişik geliyor.Sanırım biz camiden gece kulübü yapsak sonumuz hayrolmaz:)İstanbul'da bir gece kulübünden çıkılıyorsa yapılacak en güzel şey benim için çorbacıdır:) heleki İşkembe çorbası :))) Werck'de geçirilen ilk cumadan sonra kapıdan yorgun ve aç çıkınca bir işkembeciye gideceğimiz aklıma gelmezdi ama oldu:)Ton Ton:)))
Bizim Erenköy'de semt pazarı Perşembe günleri kurulur ve büyük bir pazardır.Ama ilk cumartesimizde Aysel'den çıkarken yolda gördüğümüz kalabalığın pazar kalabalığı olduğu aklımın ucuna gelmezdi.Ayıklanmış ananasından sıkmış meyve suyuna ve karidesine kadar herşeyin olduğu ilginç güzel bir pazar.Yol yorgunluğu,şehiri keşfetme derken yorulan bizler bir de bütün gün yürüyünce cumartesi akşamı enerjimiz iyice azaldı.Yıldız'ı henüz 2.gün olması sebebi ile bulmakta zorlandığı evine bıraktık ve Aysel'in yuvasına geri döndük.
Bu şehirde bu kış -20 derece bekleniyor.Güzel havaları ve güneşi değerlendirmek kıymetini bilmek lazım.İşte bu yüzden pazar sabahı eşofmanlar giyilir ve benim evime yakın olan Vondelpark'a sandviçler ve içecekler alınarak gitme planları yapılır (vakaa sabahı kaçırınca mecburen güne öğlen salatası ile başlanır ama olsun)
Vee ilk misafirlerim Aylin&Emre Tüzün çifti henüz bitmemiş balayılarında bir durağı da Amsterdam yapmışlar:)Malum 2 kişiyseniz çektiğiniz fotoğraflar çoğunlukla tek kişiliktir.İşte bu sebeple onları biraz yürütüp kameralarına el koydum ve güzel köşelerde onları fotoğrafladım:)Güzel havayı fırsat bilip bir kanal kenarında açık havada içilen kahvenin keyfi az şeyde olabilir.
Ve artık yeni hayatın merkezi olan yeni işde geçecek olan yeni güne saatler kalmıştır....
Bir sonraki yazı benim Aysel'den kendi evime taşınmam,Bankadaki ilk günler,Prenses Maxima'nın kerameti,Cadılar Bayramı Partisi,toplu taşıma araçları,museum nacht gibi başlıkları içerecektir.Sakın kaçırmayın derim
